Beden sağlığı hakkındaki bu yazı Prof. Dr. Tunç Alp Kalyon’un kısa ama bilgilendirici bir yazısıdır. Benim yazının başına ayrıca bir paragraf eklememin nedeniyse tamamen site ziyaretlerini arttırmaya yönelik bir harekettir. Teknik nedenlerden ötürü bu yazının başında “beden sağlığı” kelimesini kalın harflerle yazmam gerekiyordu. Ayrıca yazının esası hakkında bilgi vermek gerekliliğinden ötürü belirtmeliyim ki yazıdaki ara başlıklar sonradan eklenmiştir ve yazının orijinalinde bulunmamaktadır. (BodyTR Editör)

Bu yazıda kullanılan telif haklarıyla korunan görseller: pfala, slagheap ve teo_ladodicivideo Creative Commons lisanslarına uygun olarak kullanılmıştır.

Bedenimizi Koruyalım

Yazan: Prof. Dr. Tunç Alp Kalyon

İnsan bedeni, doğuştan gelen özellikleri itibariyle sürekli hareket etme ihtiyacındadır.

20. yüzyıla gelinceye kadar bu yapının gereği, insanlar sürekli hareket halinde olmuş, birçok iş için kendi kas güçlerini kullanmak zorunda kalmışlardır. Ancak günümüzde mekanik ve elektronik sistemlerin çok gelişmiş olması nedeniyle, bedensel gereksinim giderek azalmaya başlamıştır. Artık zamanımızın çoğunu masa başında oturarak veya televizyon - bilgisayar karşısında hiç hareket etmeden geçirmekte, çok kısa mesafelerde dahi yürüyerek gitme yerine araba kullanmayı tercih etmekteyiz. Bu durumun kaçınılmaz bir sonucu olarak hareket azlığına bağlı bedensel problemler ve sağlık sorunları çıkmaya başlamış, hareketsizlik insan sağlığını tehdit eden, yaşamı riske sokan bir problem halini almıştır.

Spor Beden Sağlığını Geliştirir

Bütün bu olumsuz etkilerden kurtulmak, vücudumuzu sağlıklı ve zinde kılmak için düzenli olarak hareket etmemiz gerekmektedir. Düzenli hareketlerin belirli kural ve koşullara göre yapılan örnekleri sportif etkinliklerdir. Spor, genel anlamıyla, insanın sağlık durumunu geliştiren ve gelişmiş sağlık durumunu devam ettiren hareketler serisi olarak tanımlanabilir.

Görüldüğü gibi, sporda yarışma amacının dışında, sağlığı koruma ve geliştirme amacı ön planda olup bu düşünceyle herkes spor yapmaya davet edilmektedir. Bu davet özellikle gelişmiş ülkelerde yerini bulmakta ve çok sayıda insan değişik sportif etkinliklere katılmaktadır. Sportif etkinliklere artan ilginin nedeni, biyolojik bir dengeleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Zira düzenli olarak hareket etmeyen insanların bedensel kapasitelerinde, zamanla bir takım farklılıklar ortaya çıkmakta ve bunlar sağlığı tehdit eder duruma gelebilmektedir.

Çocuklarınızın Beden Sağlığını Riske Atmayın

Bunun en çarpıcı örnekleri çocuklarda görülmektedir. “Fast food” yeme alışkanlığı, bol kalorili içecekler, televizyon ve bilgisayar karşısında geçirilen çok uzun saatler, çocuklarımızı aşırı kilo alma yani obezite riskiyle karşı karşıya getirmiştir. Çarpık kentleşme ve plansız yapılanmalar nedeniyle yeşil alanların azalması, oyun oynama olanaklarını da kısıtlamış, çocuklar zamanlarının çoğunu kapalı mekânlarda geçirir duruma gelmişlerdir.

Özellikle büyük şehirlerde bu durum, bir kısır döngü şeklinde giderek yaygınlaşmakta ve gelecek nesillerin sağlığını riske sokmaktadır.

Erişkin insanlarda ise hareket eksikliği çok değişik sağlık problemlerine yol açabilmektedir.

Beden Sağlığımızı Etkileyen Bazı Faktörleri Kontrol Edebiliriz

Refah düzeyinin artması ve tıpsal olanakların gelişmesiyle birlikte yaşam süreleri uzamıştır. Örneğin 19. yüzyılda 40-45 yıllık insan ömrü, 75-80 yaş dolayına gelmiştir. Bu durum, yaşın ilerlemesine bağlı rahatsızlıkların da artmasına yol açmıştır. Diğer taraftan tıptaki gelişmeler ve çok sayıdaki araştırmalar sayesinde sağlığımızı riske sokan faktörler de net olarak belirlenmiştir. Günümüzde herkes tarafından kabul edilen risk faktörlerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

1- Yaş
2- Cinsiyet
3- Hareketsizlik
4- Sigara
5- Obezite
6- Hipertansiyon
7- Yüksek kolesterol

Görüldüğü gibi bu faktörlerden ilk ikisi, yani yaş ve cinsiyet, doğuştan gelen özelliklerdir ve bize bağlı değildir. Fakat diğer faktörleri kontrol altına almak elimizdedir ve bilinçli bir yaşam tarzı ile bu riskleri azaltmak mümkündür.

Beden Sağlığı ve Hareket Sistemi

Şimdi bu noktadan yola çıkarak insan sağlığına olumsuz etki eden bu faktörleri nasıl en aza indirgeyeceğimizi, bedensel kapasitemizi artırmak için nelere dikkat edilmesi gerektiğini açıklamaya başlayalım ve ilk olarak “hareket sistemimizi ” inceleyelim:

Hareket sisteminin esası:
1) Eklemler, 2) Kaslardan oluşur.

1) Eklemler:

Kemikleri birbirine bağlayan ve hareket etmemizi sağlayan oynak yapılardır. İskelet sistemindeki tüm kemikler, eklemler aracılığıyla komşu kemiğe bağlanır ve bu şekilde hem dayanıklılık hem de hareket olanağı sağlanmış olunur.

Hareket sistemindeki eklemler başlıca iki tiptedir :

1. Sinovyal eklemler : El, kol, ayak, diz, kalça, çene gibi çok hareketli uzuvlarımızdaki eklemler bu türdendir.

2. İntervertebral eklemler : Omurgayı oluşturan omurlar arasındaki eklemlerdir. Bunara “disk” adı verilir ve bu eklemlerdeki hareket açıklığı sinovyal eklemlere göre daha kısıtlıdır.

Tipik bir sinovyal eklemde en az iki kemik kısım karşı karşıya gelmiştir. Eklemin çevresi, “eklem kapsülü” adı verilen bağ dokusundan yapılmış bir kese ile çevrilidir. Eklem kapsülünün iç yüzeyinde ise “sinovyal zar ” adı verilen ince ve kaygan bir tabaka bulunur. Sinovyal zar, “sinovyal sıvı” veya “eklem sıvısı” denilen bir sıvı salgılar ve bu sıvı eklem boşluğunu doldurarak, eklem hareketlerini kolaylaştırır.

Eklemi oluşturan kemiklerin uç kısımları ise ” eklem kıkırdağı “ adı verilen bir kıkırdak tabaka ile kaplıdır. Bu kıkırdağın yüzeyi çok kaygan ve pürüzsüz olup aradaki eklem sıvısı sayesinde kayganlığı daha da artmıştır. Kıkırdağın bir diğer özelliği ise kan damarlarının olmayışıdır. Vücudumuzdaki diğer dokuların aksine eklem kıkırdağı kanla değil, eklem sıvısı ile beslenir ve böylece üzerine ağırlık gelse dahi beslenmesine devam edebilir.

Hareketli eklemlerin önünde- arkasında veya yanlarında eklem bağları (ligamanlar) bulunur. Ligamanlar eklemin hareketine izin verirken, düzgün ve dayanıklı olmalarını da sağlarlar. Ligamanların zedelenmesi veya kopması halinde eklemde aşırı hareketlilik ve buna bağlı çeşitli rahatsızlıklar ortaya çıkar.

İntervertebral eklemlerin yapısı sinovyal eklemlerden tamamen farklı olup “omurga” ile ilgili bölümde ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

2) Kaslar :

Hareket etmemizi sağlayan en önemli doku kaslarımızdır. Kaslar, “kas lifi ” adı verilen iplik gibi ince, uzun, elastik dokuların bir araya gelmesinden oluşur ve “tendon” adı verilen uzantılarla kemiklere yapışarak hareket etmemizi sağlarlar.

Kaslar, sinirler vasıtasıyla uyarılarak kasılıp gevşer ve yapıştıkları bölgeyi hareket ettirir. Örneğin bir bardak su içmek istediğimizde, beyin önce omuriliğe bir komut gönderir. Omurilikte bu komut ele giden sinirlere aktarılır. Sinirler de eldeki kasların bazılarını kasıp bazılarını gevşeterek amaca uygun hareketin ortaya çıkmasını sağlar.

Görüldüğü gibi hareket oldukça karmaşık bir uyarılar zincirinin ardışık biçimde birbirine aktarılmasıyla ortaya çıkmaktadır. Bu sistemin tam olarak işleyebilmesi için tüm halkalarının sağlam olması gerekir. Hareket yolu üzerinde herhangi bir noktada sorun varsa, istenen hareket elde edilemez veya amaca uygun kalitede gerçekleşemez.

Hastalık veya yaralanmalar gibi doku ve organları hasara uğratan faktörlerden başka, bazı önemli konulara yeteri kadar dikkat edilmediği takdirde yine doku hasarı gelişebilir ve çeşitli rahatsızlıklar ortaya çıkar.

Hareket sistemini etkileyen rahatsızlıklara genel olarak “romatizmal hastalık” adı verilir. Yani romatizma, tek bir hastalık olmayıp çeşitli nedenlerle ortaya çıkan rahatsızlıkları tanımlayan genel bir terimdir. Bazı romatizmal hastalıklar, eklemin içindeki sinovyal zarın iltihaplanmasıyla ortaya çıktığı halde bazılarında eklem kıkırdağı hasara uğrar. Omurgayı etkileyen rahatsızlıklar da bunlara eklendiğinde çok değişik sayı ve türde romatizmal hastalık karşımıza çıkmaktadır.

Bu yazı kanunen tescillenmiştir.