Tahılları Yememek mi Lazım?

Tahıl yemek sağlıklı mıdır, tahılların zararları, tahılların sağlık üzerindeki etkileri gibi konular hakkında olup sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşam hakkında olan bu yazıda kullanılan telif haklarıyla korunan görseller: orengeacid, bernat... ve Claudio.Ar Creative Commons lisanslarına uygun olarak kullanılmıştır.

DİKKAT Zinde Türkiye Sağlıklı Yaşam ve Spor Dergisi olarak, Taş Devri diyeti yani Paleo diyetle ilgili, bu diyeti destekleyen ya da bu diyetin bazı noktalarına karşı çıkan yazıları ayrım gözetmeksizin yayınlamaktayız. Bu yazı, Paleo diyeti destekleyen yazarımızın görüşlerini yansıtmaktadır.

Tahılları Yememek İçin 3 Sebep

Yazan: Konuk Yazar, Özlem Tabakoğlu

Paleo Cafe’deki yazılarımda tahılların ne kadar doğru bir tercih olduğunu sorgulatıyorum. Bu tip yazılarıma dayanak teşkil eden ve tahılları neden önermediğimi merak eden okurlarım için sebeplerimi yazdım.

Lektinler

Tahıllarda birkaç farklı çeşit proteinden biri lektin. Belli moleküllere yapışırlar ve biyolojik sistemlerde tanıma rolünü üstlenirler.

Buğday ruşeymi aglutinin (BRA) üzerinden anlatacağım. Kendisi en kötü lektinlerden biri ama en fazla araştırılmış olanı. Zaten BRA (ya da benzer moleküller) tüm tahıllarda var. Peki ne dertler yaratıyor bize?

1. Normal sindirim sürecinde parçalanamıyorlar. Bunun sonucunda bağırsaklar büyük ve bozulmamış proteinlere maruz kalırlar. Oysaki proteinlerin büyük kısmı normal sindirim sürecinde parçalanırlar. Tahıllar, protein parçalayan enzimlerin işlevini durdururlar ki bunun sonucunda lektinlerin sindirimi tamamen imkansız hâle gelir. Proteinin parçalanamaması birçok problem doğurur.

2. Bağırsak boşluğundaki reseptörlere (almaç) yapışırlar ve bozulmadan bağırsak duvarından geçerler.

3. Bu büyük, bozulmamış protein moleküllerini vücut bakteri, virüs ya da parazit gibi istilacı olarak algılar. Bu arada bağırsak duvarı da hasar gördüğünden diğer proteinler de vücuda geçiş yapar. Sorun şudur ki, bağışıklık sistemimiz tüm bu yabancı proteinlere saldırır ve onlara karşı antimadde üretir. Bu antimaddeler bu yabancı proteinlerin şekline göre özel üretilir ve maaleseftir ki genelde vücudumuzu oluşturan proteinlere çok benzerler, genelde de pankreasımızdakilere ve beynimizdekilere.

Dolayısıyla bağışıklık sistemimiz BRA’lara saldırırken aynı zamanda pankreasımıza da saldırır, hem de insülin üretim merkezine. Bunun sonucunda tip 1 diyabet olursunuz. Yok pankreasa değil de beyinde miyelin kılıfa saldırırsa multipl skleroz olursunuz.

Çölyak

Hepimiz duyduk artık çölyak hastalığını. Glütenin yol açtığı bir bağışıklık sistemi hastalığı. Glüten de buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan bir başka protein. Çölyakın oluşmasına da lektinler sebebiyet veriyor ve çölyak hastalarında rometoid artirit, lupus, multipl skleroz ve diğer bağışıklık sistemi hastalıkları çok da büyük oranlarda görülüyor.

BRA ve diğer lektinler transglütaminas enzimi üzerinde etkilidirler. Trans ne?? Vücudumuzu oluşturan her türlü proteini düzenleyen enzim demek daha uzun, o yüzden transglütaminas ya da kısaca TG. Peki lektinler TG’de problem yaratabiliyorsa ve TG de tüm vücudumuzu etkiliyorsa, lektinler vücudumuzda nereleri etkileyebilir? Evet, her yerimizi! Üreme sorunları, vitiligo, Huntington’s, Hashimoto’s tiroid, narkolepsi akla gelebilecek hastalıkların en ciddilerinden sadece birkaçı.

Şimdi tekrar bağırsaklara kısa bir dönüş yapalım.

Hani demiştik ya bağırsak duvarından geçer bu BRA ve diğer lektinler. Bağırsak duvarının bu geçirgenliği ile yeterince sindirilmemiş gıdalar ve bağışıklık sistemimiz birleşince ortaya gıda alerjileri çıkar, hem de normalde hiç alerjen olmayan tavuk, elma gibi gıdalara bile.

Ek olarak, bağırsaklarınız hasarlandığında, normalde bağırsaklarınızın içinde kalacak birçok kimyasal da vücudunuza sızar. Bu da genelde psikiyatrik problem olarak değerlendirilen kimyasal madde hassasiyetine yol açar. (Sadece tahıllardaki lektinler değil, alkol, bakliyat ve süt ürünleri de benzer etki yaratabilir.)

Her şey yolunda olduğunda safra tuzları da katılır ince bağırsakta sindirime, özellikle de yağların sindiriminde son derece önemlidir safra tuzları. Ama bağırsak duvarı delindiğinde, safra kesesine mesaj gitmez ve üretimi durur. Üretim durunca orda yavaş yavaş safra taşları oluşur ki madendeki kanaryaya benzetebiliriz safra taşlarını. Hele safra kesesi alınanlar büyük ihtimalle tanı konmamış çölyak hastalarıdır ve geri planda daha birçok hastalık yatmaktadır.

Safra tuzları olmayınca sindirim tamamlanmaz ve tokluk hissi oluşmaz ve sürekli aç hissederiz kendimizi. Açlıkla sürekli canımız bir şeyler çeker, genelde de tahıllı ve şekerli şeyleri ki sorunu zaten bunlar başlatırlar. Ayrıca yağları sindiremeyince, yağda eriyen A, D ve K vitaminleri ile de vedalaşabiliriz.

Karnınıza hala ağrılar girmediyse durun, daha fitatlar var :)

Fitat

Fitatlar tahıl ve tohumlarda bulunuyor ve metal iyonlarına (kalsiyum, magnezyum, demir, çinko gibi) bağlanıyorlar. Bu ne anlama geliyor? Bu metallerin bağlanıp sindirime katılamadığı anlamına elbette. Hani bir türlü iyileşmeyen kansızlığınız ve yorgunluğunuz, kalp rahatsızlıklarınız falan hep bu metallerin eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir.

Şimdi içinizden bazıları “tamam ama ben hayatım boyunca tahılları yedim, fitim ve son derece sağlıklıyım” diyebilir. Büyük ihtimalle yanılıyorsunuz. Size tek diyebileceğim, geçen yıl bu zamanlar ben de sizlerden biriydim ve semptomları ayırt edemiyordum. Yapabileceğiniz en akıllıca şey, bir ay boyunca tahıl, bakliyat ve süt ürünlerini kesmek ve sonra teker teker bunları ekleyerek denemek olacaktır ki gerçekten ne kadar sorun yaşıyorsunuz görülebilsin.

Bu başlığı bakliyatlar için tekrar baştan okuyabilirsiniz. Çünkü yazılacaklar üç aşağı beş yukarı aynı şeyler olacak.

Bu yazı kanunen tescillenmiştir.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

3 Yorum

  1. nergis

    iyi günler benim bir sorum olucaktı umarım dikkate alıp cevap verirsiniz.. her kafadan bir ses çıktığı için tam olarak ne yapacağımı bilemiyorum ..ben 25 yaşında 1,67 boyunda şu anda 55 kilo olan bir bayanım .. yaklaşık 2 aydır spor yapıyorum .. bana spordan 2 saat önce karbonhirat , spordan 1 saat sonrada protein alınması gerektiği söylendi ben bunu uyguluyorum .. 45 dk-1 saat haftanın 3,4 günü spor yapıyorum .. yarım saat kalça eritme harketleri,mekik,sopa çevirme ,dambılla kaldırma ,azcık şınav vs. gibi hareketler ve sonrasında bisiklete biniyorumm .. benim isteiğim şey kilo vermek değil kas yapmak sıkılaşmak ve basenimi eritip düzgün hatlara sahip olmak,, daha önce spor yaparak 6 ayda 6 kilo vermiştim ama vücudum sıkı olmamıştı .. bunu nasıl sağlayabilirim.. bu konuda bana yardımcı olursanız çok seviniirm .. şimdiden teşekkürler ..

    [Bu Yoruma Yanıt Ver]

    ozlem paleo cafe Reply:

    Spor konusunda ne kadar uzman olduğum tartışılır ama araştırmalarım sonucunda ben de aynı hedefleri paylaşan insan olarak vardığım sonucu ve yaptığımı söyleyeyim: 

    Öncelikle spordan önce karb yemiyorum ki vücudum enerji olarak yağlarımı kullansın. Spordan sonra yiyorum bol protein ve karb. yiyorum. 
    Spor olarak ise kas yapmama yardımcı olacak tek şey olan ağırlık çalışıyorum. Oldukça fark oldu. Bu arada şöyle bir deyiş var, paylaşmak isterim: Yağ mutfakta (yenilenlerle) yakılır, kas salonda (ağırlıklarla) yapılır.

    [Bu Yoruma Yanıt Ver]

  2. http://sporhocasi.blogspot.com

    Milattan önce 13500 yılarına ait tarıma dair kanıtlar ve tarım araçları bulunmuştur.Hatta 50 yıl sonra bilimadamları tarımın 20000 yıllık tahihini kanıtlarlarsa hiç şaşmamak lazım.ilk izleri 8 milyon yıl önceye dayanan insanoğlunun avcı olduğu doğrudur ve etle beslenmiştir.Son 100.000 yıldır taş devri boyunca etin ve meyvelerin dışında başka bir besin bulamayan insanoğlu acaba hangi sıklıkta beslenebilmiştir.Naturel yaşam avcılarının(Aslan,Kaplan vs) en fazla %20 lik avlanma şansını düşünecek olursak çok da hızlı olmayan insanoğlunun açlık içinde binlerce yıl geçirdiğini söylemem mübalağa mı olurdu acaba? Henüz 10.000 yıl önce tarım dönemi başlarında sayıları sadece 5 milyon olan insanoğlu Miladın başlangıcında 200 milyon 18 inci yüzyılın başında ise 1 milyar nüfusu bulmuştu.Sadece 2 yüzyıl içersinde nüfusu 7 misli artarak 7 milyarı bulan insanoğlu Tahıların bakliyatların varlığı olmasa acaba avlanarak nasıl buralara kadar ulaşabilirdi bende merak ediyorum.Sindirim sistemimizin sonuna kadar içimizi sıvayan bağırsak florasının en yakın dostu, yapıcısı,onarıcısı dostumuz tahılların yerine, suçun ,onları rafine edilmiş şekliyle bizlere sunanlarda olduğunu düşünmek abes mi olurdu acaba. Yada ilk insanoğlundan bu yana doğan 110 milyar insanın bugünkü ömur uzunluğunu bulmasında büyük katkısı olan sabun,diş macunu ve antibiyotikdenmi dem vursak bilmiyorum.Bugün toplumumuzda % 0,5 oranında toplam 500 bin civarında var olduğu tahmin edilen çölyak hastalığının usa değerleri %1 Avrupa ülkelerinde ise %1.2 civarında.ABD de bu yıl yüzde 8.5 düzeyinde olan şeker hastalığı 30 milyon insanı buldu. Prediabet (adaylar) ise 75 milyon civarı tahmin ediliyor.Kısacası 2030 yılında ABD de 60 milyon üzeri insan tanılı şeker hastası olarak yaşayacak.Dünyada ise bu rakam 2050 yılında neredeyse dünya nüfusunun 3/1 olarak tahmin ediliyor.Bugün tarımsal alanların yok olmasıyla başlayan besin sıkıntıları, yetersiz hayvancılık üretimi ile yaşamını sürdüren insanoğlunun 2030 yılında 9.5 milyar 2050 yılında ise 12.5 milyara ulaşacak nufusunun varlığını hangi kaynaklarla sürüdüreceği düşündürücü.Özellikle son yüzyıl içersinde sayıları dünya üzerine % 1-1.2 civarına ulaşan çölyak ve diger rafine tahıl temelli ürünler sebepli hastalıklar dan ziyade yakın geçmişte dedelerimizin neredeyse bir asır süren yaşamlarına destek olan muhterem tahıl ve bakliyatlarımızın yokluğundan söz etmek zorunda kalmayacağımız umudumla sözlerimi bitiriyorum.

    [Bu Yoruma Yanıt Ver]

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


6 + 2 =