Şaşırtan Gıda Analizi Sonuçları

Gıda denetim, gıda denetimi, gıda üretimi yapan firmalar, gıda denetim teşhiri, pınar sosis, pınar markalı soyulmuş uzun sosiste kanatlı eti, Apikoğlu sucuk, Apikoğlu sucukta kanatlı eti, salam, sucuk ve sosiste tavuk eti, gibi konular hakkında olup sebze yetiştiriciliği, doğal yaşam ve sağlıklı yaşam konularıyla ilgili olan bu yazıda kullanılan telif haklarıyla korunan görseller: Daniel*1977 ve DennisAycicek Creative Commons lisanslarına uygun olarak kullanılmıştır.

Gıda Devlerinin Şaşırtan Gıda Analizi Sonuçları

Yazan: İlşad Özkan

Olağan şartlarda, Basketbol İçin Zıplama Geliştirme Programı yazımı yayınlayacaktım ancak bu yazım bitmeden araya önemli bir konuyu almak istedim. Biliyorsunuz, Tarım Bakanlığı bundan böyle numune analizi sonuçlarını kamuoyuyla paylaşacağını ilan etmişti. Peşinen söyleyeyim, firmalar ne derse desin, istedikleri kadar feryat etsinler, bu karar hakkaniyetle uygulandığı sürece halk için iyi bir karardır. Şeffaf ve güvenilir devlet olmak yolunda atılan, gıda ve sağlık alanındaki önemli bir adımdır, sonuna kadar arkasındayız.

Bununla birlikte, herhangi suiistimal veya ihmal durumlarındaki cezaların, büyük bir haksızlık ve zarar yaratacağı dikkate alınarak bu konuda görevini ihmal edenlere veya görevi kötüye kullananlara verilecek cezalar artırılmalıdır. Markaların milyonlarca dolar ve yıllar boyu süren emekler harcayarak kazandıkları isimlerini gerçek dışı bir bilgiyle, bir anlık bile karalamak telafisi yıllar sürecek ticari itibar zedelenmeleri yaratabilir.

Halka Açık Duyuruların Çabucak Yarattığı Somut Faydalar

Bu denetimlerin ve bu denetimlerinin sonuçlarının halka açıklanmasının kısa sürede birçok faydası görüldü. Çoğunluğu öğrenciden oluşan müşterilerine sığır veya koyun eti diyerek domuz eti yediren pideciler, reklamlarla tele-satış yapan ve gerçek bal sattığını iddia eden sahte balcılar ve daha bir sürü sahtekârlık ifşa oldu.

Gıda Güvenliği İçin Denetimler Artmalı ve Hızlandırılmalı

Yukarıda iki örnekle geçiştirip geriye kalan faydalarını saymaya bile gerek görmediğimiz bu yönteme karşı çıkan firmaları kınıyoruz. Saklayacak bir şeyi olmayan firmalar denetim sonuçlarının açıklanmasından korkmamalıdır. Bu denetim sonuçlarının ilan edilmesinden endişe duyan ve bazıları kendi çaplarında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve milletini tehdit edermişçesine konuşan üreticileri, toptancıları ve satıcıları kınıyoruz ve hepsinin saklayacak bir şeyleri olduğunu düşünüyoruz. Bu ülkede güvenilir gıda üretim ve satışının yerleşmesi yolunda atılan bu önemli adımın arkasındayız. Sokağa çıkın, aklı başında olan ve kötü niyetli olmayan hiçbir insan bu tip bir teşhir yöntemine kızmayacak, aksine destekleyecektir, vicdanları kirlenenler hariç...

İşte bu yüzden bu denetimler çok daha fazla yapılmalı, sonuçları hataya yer vermeksizin çok daha hızlı açıklanmalıdır. Ayrıca gıda güvenliğini tehlikeye atan ve gıda kodekslerine, etiketlerine aykırı ürün çıkartan firmalara getirilen cezalar artırılmalıdır. Cezalar yalnızca maddi boyutta kalmamalı, hileye varan kasıtlı üretim aykırılıklarına ticari men ve hatta hapis cezaları getirilmeli. Unutulmamalı ki yıllar boyunca vergide yaşanılan ve halkın kılcal damarlarına kadar yerleşmiş olan vergi kaçakçılığı ahlaksızlığı, geçmişteki ihmal ve göz yummalar yüzünden bugün başımıza bela olmuştur. Devletin koruması gereken ilk değerler insanlık ve millettir; bu ikisine yapılan ihanetlere münasip caydırıcı cezalar verilmelidir.

Apikoğlu Vakasının Detayı

Durum böyle giderken, yıllar yılı envai yolsuzlukları görmüş olan bu halk bir şeyi merak ediyordu: “Büyük firmalar da teşhir edilebilir mi?” çünkü kapitalizmin ve plütokrasinin hegemonyasındaki yerküremizde, özellikle zayıf devletler için “yeterince paran varsa her şeyi yapar ve her şeyden kurtulursun” kuralı geçerliydi, acaba bu kural bir zamanlar olduğu gibi yine işletilecek miydi? Bir soru da “Hükûmete yakın olduğu iddia edilen firmalar da teşhir edilebilir mi?” sorusu.

Bazılarına göre halkta büyük olana, güçlü olana karşı bir hınç var ve onun düşmesini arzu ediyorlar. Ancak ben bu görüşe katılmıyorum. Halkımız burada büyük markaların ayaklar altına alındığını görmek istemiyor, zaman zaman içimizden bazılarının büyük ve etkili olana karşı duyduğu hasedi gözlemlesek de onlar bile oturup düşününce büyük, güzel, güvenilir olanın öyle kalmasını istiyor. Bizi merakla bekleten şey, yukarıda bahsettiğim iki soruydu. Elbette gönül istiyor ki her iki sorunun cevabı da “evet” olsun ancak gönlümüze göre bir dünyada hiçbir zaman yaşayamadık. Ne ki ilk soru için kesin bir evet diyebiliyoruz artık, büyük firmalar da teşhir edilebilirmiş.

Açıklanan gıda denetim sonuçlarında adı geçen ilk büyük marka Apikoğlu oldu. Bu firma yüz yılı aşkın geçmişi olan ve şarküteri sektöründe öncülük noktasında bulunmuş olan bir firmaydı. Firmanın “%100 Dana Eti” etiketiyle satılan sucuğundan alınan numunede kanatlı eti analizi pozitif çıkmıştı. Bu şok edici gibi görünen olayın ardından Apikoğlu yaptığı duyuruda, analizdeki değerin “tavuk eti kullanılmıştır” şeklinde yorumlanmaması gerektiğine yönelik bir açıklama yaptı; analiz yöntemi, kalıntıları bile tespit etse sonucu pozitif olarak gösteriyordu –doğru olan da budur zaten. Gerçekten de Bakanlığın analiz yöntemi, bu tip bir üründeki tavuk etinin yüzde olarak oranını tespite yönelik değil, negatif veya pozitif olarak sınıflandırmaya, vardır ya da yoktur demeye yönelikmiş. Bu durumda %0,01 (bir kilogramda bir gram) tavuk eti kalıntısı bulunan bir ürünle %10 tavuk eti bulunduran ürününün analiz sonuçları aynı çıkacaktır; yani her ikisi de pozitif. Apikoğlu bu analiz yönteminin kurbanı olduğunu açıkladı ve tavuk-dana eti karışımı olarak üretilen ve etiketinde örneğin %50 tavuk eti - %50 dana eti yazan ürünlerini ürettikleri şarküteri makinelerinde, %100 et ürünlerini de ürettiklerini, bu durumun da sucukta eser miktarda kalıntıya neden olduğunu açıkladı. Kısa bir süre sonra da Apikoğlu radikal bir karar aldı ve bundan böyle kanatlı etiyle belirli bir yüzdede karıştırılmış hiçbir ürün üretmeyeceklerini açıkladılar. Bu sayede üretim bandındaki dana eti makinalarına asla başka etler gelmeyeceğinden, benzeri bir analizden asla pozitif sonuç da almayacaklardır. Bununla birlikte, Allah korusun, eğer bir daha Apikoğlu’nun herhangi bir dana eti ürününün analiz sonucu pozitif çıkarsa Apikoğlu markasının üstünü çizebiliriz demektir.

Pınar Sosis, Namıdiğer “Seni Yerim Sosis”in Yarattığı Şok

Çoğunuz aşağıdaki videoyu tanırsınız. Bugün kapitalizmin yan etkilerine, medya terörüne karşı çıkan nice insan, eşek veya martı eti yememek için yediklerinin Pınar veya onun kadar büyük ve tanınmış bir marka olmasına dikkat etmektedir. Pınar’ı Pınar yapan unsurlardan biri de kuşkusuz arkasındaki medya ve reklam, yani bu imkânları satın alabilecek kapitalin desteği idi. Tüketici, Pınar’ı tercih ediyordu; çünkü en çok o konuşuluyordu, medya maymunları onun reklamını yapıyor, market raflarını o istila ediyordu, hakkında en ufak olumsuz bir şey söylenmiyordu. Önceleri ucuzdu, o kadar ucuzdu ki, karşısında küçük firmalar duramadı, sonra küçük firmalara güvenen de kalmayınca fiyat konusunda da rahatladı. Bugün sosisleri en çok satılan firmalardan biri o. Ne var ki biz onların sosislerini yedikçe, aslında onun içinde bulunduğu geleneksel ve yozlaşmış medya düzenini de, kapitalizmin kötü yönlerini de desteklemiş olduk.

Pınar’ın sahibi Selçuk Yaşar’ın yaptırmış olduğu bir ilköğretim okulunda bir dönem okuduğumu da hesaba katarsanız Pınar’a karşı olmadığımı, aksine desteklediğimi ve yıllardır müşterisi olmaya devam ettiğimi de söylemem sizi şaşırtmaz herhâlde. Pınar iyidir, güzeldir, ama herkes gibi onlar da hata yapabilir. Umarım yapmamışlardır ama yaptılarsa da bedelini ödemeliler, en azından Apikoğlu kadar dürüst olup bir kusurları varsa bunu itiraf etmeliler.

Hangi Belge Sahte; Devletinki mi Pınar’ınki mi?

Apikoğlu hatasını kabul edip özür diledi ve gerekli değişiklikleri derhâl yaptı. Pınar’ın durumu ise daha ilginçti. Pınar yaptığı ilk açıklamada denetim sonuçlarının yanlış olduğunu iddia etti ve başka bir belge yayınladı. 6 Haziran 2012’de aradığım Pınar müşteri hizmetleri yetkilisi ve aynı zamanda gıda kontrolörü olan Pınar çalışanının ısrarla sorduğum soruya verdiği yanıt aynıydı: “Her iki numune de aynı partiden.”

Yani Pınar diyordu ki, biz devletin aldığı numunenin bulunduğu partiden başka bir numuneyi kendimiz de tahlil ettirdik ve sonuç negatif çıktı, yani kanatlı eti falan yok ürünümüzde. Üstelik Pınar, Bakanlığa ait İzmir’deki bir laboratuvardan bu sonucu almış. Yani Pınar’ın iddiasına göre ürünlerinde en ufak bir kusur bile yok ve onlara göre Bakanlık aynı parti için iki farklı sonuç çıkartmış durumda. Denetimde alınan numunenin yanı sıra Pınar’ın kendi isteğiyle yaptırdığı numunenin sonucu birbirinden farklı. Burada kocaman bir soru işareti var. Akla Pınar’ın İzmir’de kendi isteğiyle yaptırdığı analizin güvenilirliğini sorgulamakla, Bakanlığın denetimde aldığı numunenin analizinin güvenilirliğini sorgulamak geliyor. Şu an halk Bakanlığa mı Pınar’a mı inanacağını şaşırmış durumdadır. Pınar ise olayı çoktan yargıya taşımış durumdadır. Ben davayla ilgili bir gelişme olduğunda bu satırların sonuna gerekli eklemeyi yapmayı düşünüyorum. Bakalım, bu gizem nasıl çözülecek?

Tarım Bakanlığı: "Pınar'ın Testi Piyasadaki Ürünü Temsil Etmiyor"

Pınar'ın itirazından sonra basında Tarım Bakanlığının hata yaptığına yönelik bir izlenim yaratılınca Bakanlık bir açıklama yapmıştır. Bu açıklama aşağıdadır ve en dikkat çekici kısmı, Pınar'ın yaptırdığı testin Bakanlığın denetim sonucunda kanatlı eti olduğunu söyledikten sonra gerçekleştirilmesidir. Yani Pınar, kanatlı eti olduğu ilan edilince kendi başına gidip yeni bir test yaptırıyor ve teste gönderdiği ürünü de kendisi ayarlıyor.

"Firmaların da kendi marka değerlerini koruma konusunda gerekli özeni göstermelerinin, Türk halkının yaşam kalitesine daha büyük katkı sağlayacağını düşünmektedir. Söz konusu açıklamada; Bakanlığımıza bağlı İzmir-Bornova Veteriner Kontrol Enstitüsü'ne ait rapora yer verilerek, üründe sorun olmadığı algısı oluşturulmaya çalışılmıştır. Öncelikle şunun bilinmesinde fayda vardır: Bornova Veteriner Kontrol Enstitüsü tarafından verilen rapor, sadece firmanın getirdiği ürünün içeriği hakkında bilgi verip piyasada satılan ürünleri temsil etmemektedir. Resmi olarak hiçbir geçerliliği bulunmayan söz konusu rapor, Bakanlığımız tarafından muayene ve kontrol amaçlı olarak alınan numunelerin analiz sonucu ile karşılaştırılamaz. Resmi ve geçerli rapor, Bakanlığımız tarafından usulüne uygun olarak elde edilen numune üzerinde yapılan analiz sonucu hazırlanan rapordur. Ayrıca, Pınar Et firmasının, Bornova Veteriner Kontrol Enstitüsü'nden aldığı rapor, Bakanlığımızın söz konusu firmaya 'yüzde 100 dana eti olduğunu beyan ettiği üründe kanatlı etine rastlandığı' bilgisinin ulaşmasından sonra özel istek üzerine alınmıştır. Pınar Et firmasının söz konusu numunesi ile ilgili teknik bir yanlışlık bulunmamakta olup, Bakanlığımızın toplum sağlığı ve tüketici menfaatlerini korumaya dönük çalışmaları bundan sonra da aynı kararlılıkla devam edecektir."

Uğur Dündar’ın Zihinlerde Yarattığı Karanlık Dünya

Her ne kadar büyük yerli firmalardan bazıları şimdilik itiraz etse de küçük ve dürüst firmalar bu sistemi desteklemelidir. Çünkü küçük firmaların önündeki en büyük engel “güvenilmez” önyargısını yıkmak oluyordu ve ne yazık ki çoğu bunu başaramadan yok olup gidiyordu. İrili ufaklı firmalar, gıda teröristleriyle bir tutuluyordu. Yıllar yılı televizyonlarda araştırmacı gazetecilik yapan insanlar halkın küçük firmalara olan güvenini yıktı. Toplumda küçük firmaların tamamına bir güvensizlik yarattılar ve meydanı kapitali güçlü, dev şirketlere bıraktılar. İnsanlar atölyelerini kapattı, üretimlerini durdular; ya bu firmalara hizmet ettiler, ya da meslek değiştirmek zorunda kaldılar. Bahsettiğim Uğur Dündar tipi gazeteciler suçlu değildi elbette, suçlular o sahtekârlıkları yapan gıda teröristleriydi, Uğur Dündar gibiler bunları gösteriyordu sadece. Kabahatli ise devletti, halkını koruyamama damgasını yiyen devlet…

Sonuçta Uğur Dündar’ın baskın yaptığı merdiven altı imalathaneler halkın zihninde öyle bir yer etti ki, nerede ufak bir işletme ya da adı duyulmamış bir marka görsek şüphe etmeye başladık. Sonra, Uğur Dündarların çalıştığı televizyonlara, yazdıkları gazetelere reklam veren paralı firmalara yöneldik. Bu dönemde Uğur Dündar bir tabanca gibi hileli üretim yapanlara yönlendirilmişti ve tabancayı tutanla iyi geçinmek gerekliliği doğmuştu. Ancak bu hesapların arasında, sonunda, dürüstçe ürününü üretip satan yerli ve küçük işletmecileri iflasın eşiğine getirdiler. Uğur Dündar ve benzerleri, gazeteci olarak görevlerini yaptılar, kötüyü gösterdiler. Ne var ki hiçbir zaman büyüklere dokunmadı onlar, peki, büyükler her zaman güvenilir miydi yoksa arada başka çıkar çatışmaları mı söz konusuydu? Sizce Pınar sosiste kanatlı eti gerçekten olsaydı Uğur Dündar bunu haber yapabilir miydi? Bunun cevabını bilemiyoruz ama Uğur Dündar’ın çalıştığı kanalın sahibi olan Aydın Doğan, Pınar’ın sahibi Selçuk Yaşar’ın arkadaşıydı, her ikisi de aynı kulübün, adı konmamış süper zenginler kulübünün üyesiydi. Uğur Dündar patronlarını eleştirebilir miydi? Eleştirseydi, yıllarca yanlarında çalışabilir miydi? Bunlar artık cevaplanması çok güç olan soru işaretleri olarak geride kalmıştır.

Elbette patronlarını eleştiren insanların işini kaybetmeyeceği bir dünyada yaşamıyoruz. Bu açıdan Uğur Dündar’ı suçlayacak değilim. Kendisi gazetecilik açısından haklı bir ünü olan, yıllar yılı işini iyi şekilde yapmak istemiş biri. Gazetecilerin düşüncelerini yazdığı için öldürüldüğü bir ülkede fiilen suçluların üzerine giderek onların yaptıklarını gün yüzüne çıkarma cesaretini gösterdi; devletin yeterince yapamadığını yaptı, insanların yakalanmasını sağlamış oldu böylelikle. Uğur Dündar örneği verdimse bu yanlış anlaşılmasın ancak Uğur Dündar’ın yaptıklarının değişik sonuçları da olduğu dikkatlerden kaçmasın.

Gıda Denetim Teşhiri Aslında Küçük Yerli Firmalar İçin Bir Şanstır

İşte, yıllar yılı kapitallerine dayanan firmalar, anti-kapitalistleri bile kendilerine birinci müşteri yapmıştı. Yaratılan güvensizlik ortamında firmalar piyasayla istedikleri gibi oynayabilmeye başlamıştı. Ne zaman dengeler bozulacak gibi olsa, birden ufak ve dolandırıcı bir firma gazeteciler tarafından çıkartılıveriyor, ürününe kattığı envai türde etler gazetelerde yazıyordu. Azıcık parası olan halksa korkudan büyük marketlere koşuyordu, zenginler kulübünün bir başka üyesinin sahibi olduğu bu marketlerde, kulübün başka üyelerinin ürettiği mallar büyük indirimlerle satılırdı çünkü. Ne var ki aslında bunlar indirim sayılamazdı, çünkü üretici büyük firmalar her durumda müşteriden televizyonlara yaptığı reklamların parasını, büyük marketlerdeki raf kirasını, gösterişli ambalajın masrafını ve daha bir sürü şeyin parasını alırdı; sosisin etiyle birlikte başka giderlerini de ödetirlerdi. Bir yandan da küçük firmaların birçoğu gerçekten de denetimsizce hileli üretim yapardı, ürünleri büyük firmaların ürününe göre inanılmaz oranda ucuzdu. Fakir, parası az olan insanlar mecburen onları alırdı, parası biraz olanlarsa zenginleri daha da zengin yapmayı hiç umursamadan, kendilerinin ve ailelerinin sağlıklı gıda almasını sağlamak için büyük firmalara yönelirdi.

Bu Sistem Gıda Güvenliği Yolunda Bir Devrimdir

Şimdi ise yapılan devrim sayesinde denetimsizlikten söz etmek git gide zorlaşıyor. Küçük firmaların güven kazanma şansı var artık, yaşama şansları var. İşte onun için gıda devleri sinirleniyor. İnanın, ürünlerinde hile falan yaptıkları için değil, konuştuğum Pınar’ın gıda teknikerinin de dediği gibi, “Pınar’ın dana eti olan ürününe tavuk eti katması veya benzeri bir usulsüzlük içinde olması düşünülemez, zaten Pınar’ın buna ihtiyacı da yoktur”, evet, gerçekten de yok. Size etikette yazdığı gibi %100 dana eti yedirebilirler ve yine de dünyanın parasını kazanırlar. Çünkü siz onların ürününü almak zorunda bırakılırdınız, küçük ve bir zamanlar güvenilmez firmalardan alacak kadar fakir değilseniz tabii…

Şimdi küçük firmaların ayağa kalkması için yol açılmıştır. Kendi şirketlerini, kendi medyalarını, kendi düzenlerini ve kendi beş yıldızlı tatillerini halkın korkusundan kazandıkları paralarla finanse edenlerin rahatı bozulmaya başlamıştır. Onun için, halkımız ve bütün küçük ve orta ölçekli firmalar bu denetim sisteminin arkasında durmalıdır. Büyük yerli firmaların düşmanı değiliz, aksine onların arkasındayız; onlar da iç piyasaya bu kadar asılmak yerine enerjilerini dış piyasaya daha çok versinler. İç piyasadan kolayca milyonları kazanmalarına gerek yok, burada pazarı ele geçirip küçük firmaları bitirmelerine de hiç gerek yoktu. Dünyaya hakkıyla açılsınlar, zaten geç kalmışlardı. Tabii bunun için önce Türkiye standartlarında üretimde hata yapmamaları lazım, yoksa gelişmiş ülkeler onları bizim gibi dinlemez, kusurlarını affetmez.

Bakanlık Denetim Sonuçlarını Daha Erişilebilir Yapmalıdır

Bakanlık, insanların firma sorgulaması yapabilmesi için telefon ve internet olanaklarını hizmete açmalıdır. Örneğin ben Bakanlığın sitesine girdiğimde X firmasının adını yazdığımda o firmaya ait geçmişe dönük tüm dökümleri görebilmeliyim –ve aldığım sonuçlara da sonuna kadar güvenebilmeliyim tabii ki. İnanıyorum ki Bakanlık bünyesinde bununla ilgili çalışmalar başlatılmadıysa da başlatılacaktır.

Konuyla İlgili Komplo Teorilerine Dair

Komplo teorilerine yer vermeden önce, eski bir okurumuzun yazıyı okuduktan sonra yolladığı yorumu yazının başına almak istedim:

Boş konuşmanın lüzumu yok. Ortada komplo-momplo yok, birileri saçmalıyor bu kadar basit, koskoca devletin işi gücü yok sucuk numuneleri ile yerli şirketlerini batırmaya mı çalışıyor? Madem öyle niye sadece bu iki markada çıktı, olmamış İlşad. Ayrıca herkese tavsiyem APİKOĞLU'nun ismini baştan silmeleridir. Zira bu firma aynı zamanda Türkiye'nin sayılı DOMUZ ÇİFTLİKLERİNDEN bazılarının da sahibi konumundadırlar, kanatlıyla kırmızı eti birbirine karıştırıp "eser miktarda" deyip sıyırmaya çalışan bu adamların etlerine eser miktarda DOMUZ ETİ karışmadığından nasıl emin olabiliriz? Apikoğlu'nun DOMUZ ÇİFTLİĞİ işlettiğini yazıda teşhir edersen iyi olur.

Belki size göre komplo teorileri vakit kaybıdır ama ben her komplo teorilerini ilgi çekici bulurum gerçekler kadar gerçekçi bulurum. Çünkü her komplo teorisi belirli ihtimallere dayanır, yani her komplo teorisi bir ihtimaldir ve her gerçek de bir ihtimalin yürürlüğe girmesinden oluşmaktadır; bu durumda her gerçek bir anlamda komplo teorisidir ve her komplo teorisi bir anlamda gerçektir. Demek ki komplo teorisi demek, bazen gerçeğe alternatif bir ihtimal sunmak, bazen de örtülü, yalancı gerçeğin altındaki hakikate, gerçek gerçeğe ulaşmak demektir. Ne var ki insan zihni ve hayal gücünün senaryo üretme gücü sonsuzdur, gerçek gerçek ise her zaman bir tanedir. Bu sebeple komplo teorilerini dikkate almak ama onlara inanmak konusunda temkinli olmak gerekir.

Apikoğlu Türkiye’nin İlk Et Ürünleri İmalatçısıdır, Pınar İse Dünya Çapında Şirketimizdir

Büyük firmaların teşhir edilebileceğini gördük ancak teşhir edilen büyük firmaların ortak bir özellikleri vardı: Ülke sanayisi için öncü ve önemli olmaları ve üstelik tamamen yerli olmaları. Bu noktada ortaya atılabilecek komplo teorilerinden biri, yapılan siyasi eleştirilerde millî ekonomik değerleri küresel şirketlere ezdirdiği iddia edilen mevcut hükûmetimizin, yerli firmaların itibarını bitirerek onların pazar payını küresel şirketlere vermek istediği olabilir. Mevcut durumumuzda, pek çok tamamı yerli firmanın küresel şirketler karşısında yok olduğu veya yok olma seviyesine geldiği bir gerçek –bunun sorumlusunun hükûmet olduğu ise bir iddiadır. Örneğin temizlik mamûlleri sektöründe yerli sanayinin dayanamadığı, hükûmetin de serbest piyasaya karışmayarak seyirci kaldığı, bunun da kabahat sayılamayacağı iddia edilebilir. Ancak özellikle telekomünikasyon gibi sektörlerde gerçekleştirilen özelleştirmelerde yabancı firmalara fırsat tanınması ve onların satın alımlarının gerçekleşmesi hükûmetin eleştirilmesine sebep oldu. Üstelik görünen o ki hükûmetin bu tercihlerinin yakın zamanda telafisi mümkün gözükmemektedir. Yabancı şirketlerin, yabancıların yerli kuruluşları ele geçirmesinin ne kadar kötü veya ne kadar iyi olduğu ayrı bir tartışma konusu, konumuz bunlar değil. Hükûmete yöneltilen geçmiş eleştiriler bugün başka konulara da dayanak olarak gösterilmek isteniyor; durumda ise geçmişte kanıtlanamayan iddiaları yeni iddialara delilmiş gibi sunmak demektir.

Özetle söylemek istediğim şu ki, birileri mevcut hükûmetin yabancı şirketlere yol açmak ve yerli şirketleri bitirmek için kendi safında olmayan şirketleri gıda denetim sistemiyle cezalandırdığını düşünüyor. Özellikle Pınar sosiste yaşanan olayın da bunun bir delili olduğu söyleniyor, bu söylentiler ayyuka çıkarsa ve ola ki gerçekse hükûmetin göstermelik olarak birkaç yabancı şirketi cezalandırmasına da inanmamak gerekir o zaman. Ne var ki bu iddia kendi içinde birçok ayrı suçlamayı ve dolayısıyla soruları taşır. Mevcut hükûmet böyle bir sistemi özellikle atadığı bürokratlar aracılığıyla işletebilir mi? Hiçbir denetim mekanizması yok mudur? Yargılama mekanizması sağlıklı işlememekte midir ki “suçlular” bu kadar pervasız olabilmektedir? Sorular çoğaltılabilir ancak sonuçta iş, mevcut hükûmeti suçlamak ve suçlamamak meselesine çıkmaktadır. Suçlayan tarafta olanlar yapılan ve yapılmayan her şeyin altında çapanoğlu aramaya devam edecekken hükûmete kayıtsız şartsız inananlar da hükûmet aleyhine hiçbir delile itibar etmeyecektir. Buradan da anlaşılıyor ki her iki tarafın çıkardığı söylentiler de politik olduğundan çoğunlukla uydurma veya abartıya, gerçeğin farklı aktarılmasına dayalıdır.

Söylentiler her devirde yer alır, özellikle iktidarlara karşı yapılanları. Ancak bizdekiler de biraz fazla gibi. Peki bu kadar fazla söylenti çıkmasının sebepleri ne? Bunun çok sebebi var kuşkusuz fakat geçmişimizde yaşananları düşündüğümüzde, devlet mekanizmalarının kişilerin elinde oyuncak hâline geldiğini hatırlarız. Bugün de durum böyle midir? İşte bence esas soru budur, gerisi fasarya. Bununla birlikte tüm bu sorular siyasidir. Dikkat çekmek istediğim nokta da bu aslında, biz hiçbir şeyi siyasete bulaştırmadan konuşamayan, kendi kendine güvenemeyen bir millet hâline gelmişiz gibi görünüyor. Demek ki mevcut hükûmet gıda denetimi konusunda öncelikle bu soruları izale etmeli ve muhaliflerinin bile devlet mekanizmalarına güven duymasını sağlamalıdır; o güveni kendi partileri için değil, devlet için tazelemeleridir; bu nüansı yakalayabildiklerinde gerçek hizmetlerini tamamlamış olacaklardır ve ondan sonra iktidarda olmasalar da kurdukları sistem yaşayabilecektir. Apar topar ve bir İmparatorluğun işgalinden sonra kurulan, Türk milletinin tarihindeki en büyük devrimlerden biri olan cumhuriyetin şu veya bu sebeple bugün güvenilmeyen bir sistemi yaşattığını söyleyebiliyoruz. Geçmişte millete yüzyıllardır sahip olmadığı hakları tanıyan cumhuriyetimizin, yıllar içindeki zorunlu gelişimi engellenmiştir. Bugün kişilerden kaynaklı sorunları yaratabilen bir cumhuriyet sistemimiz var, kanun ve onların işletilişiyle düzeltilecek olan budur; başkanlık gibi, kişilere daha çok dayalı sistemleri konuşmak güldürücü olmaktadır, gerçekçi değildir ve sorunlarımızı çözmez, onları çoğaltır. Cumhuriyet sisteminde bile bu kadar güvensizlik ortamı varsa, başkanlık sisteminde halkın kutuplara ayrılacağını söyleyebiliriz. O hâlde büyük bir devrim sonucunda kurulan cumhuriyete itibarını kazandırmaktır gerekli olan, onu yıkmak değil.

Sonsöz

Gerçek ve şeffaf, kişilere değil kurallara dayanan, suiistimal edilmeyen bir devleti teoride ve kanunlarda değil, yaşayan bürokraside görebilmek, sağlıklı gıdalar tüketebilmek dileğiyle. Sonuçta gıda denetimlerinin adil bir şekilde yapılması, soru işaretlerine yer bırakılmaması ve sonuçların halk ile paylaşılması çok doğru bir karardır, artarak devam etmelidir. Bizlere düşen şeffaflığı desteklemek, denetim mekanizmalarının da denetlenmesini sağlamak ve ondan sonra bu sisteme güvenerek küçük ve orta ölçekli şirketlerin hesaplı ve kaliteli ürünlerini tüketmek oluyor. Onun için gıda denetimindeki bu devrim, sistem temiz işlediği sürece bizlerin ve çocuklarımızın daha güvenilir ve sağlıklı gıdalar tüketmesine yardımcı olacaktır. Sonuçta işleyen ve halkı devlet güvencesiyle bilgilendiren bir sistemimiz oldu, kıymetini bilelim.

Bu yazı kanunen tescillenmiştir.

About The Author

Fitness ve sağlıklı yaşam yazarıyım. Zinde Türkiye Sağlıklı Yaşam ve Spor Dergisi’nin (bodytr.com) kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeniyim. Fizyoterapi ve beslenme eğitimi aldım. Araştırmaya, öğrenmeye ve öğretmeye âşığım.

Related posts

4 Comments

  1. Esra Emre

    Evet Apikoğlu'nun Domuz Çiftliği konusuna değinseniz iyi olabilirdi. Yine de bu konuda yazdığınız için tebrik ediyorum. Uğur Dündar yüzünden temiz fırınlar da kapandı o dönemde. Herkes marketten 2-3 firmanın yaptığı ekmeği alır oldu. Tabi kendisini destekleyen patronlarla da arası bozuldu. Dünya işte. Daha neler göreceğiz.

    [Bu Yoruma Yanıt Ver]

  2. Turan

    Yazar arkadaşımız biraz temkinli davranmış ben 10 yıl Pınar da çalışmış biri olarak şunu diyebilirim bütün büyük markalar maalesef etiketteki yazan bilgilere uymuyorlar ama yazarımız çok güzel bir konuya parmak basmış büyükler her zaman küçükleri yediler küçükler etiket bilgilerine uymalarına rağmen malesef rekabet edemiyorlar. Daha çok şeyler yazarım ama malesef yer yerinden oynar anlayan anlamıştır yazar arkadışımız bana ulaşırsa bir kaç bilgi verebilirim.

    [Bu Yoruma Yanıt Ver]

  3. Resul

    Boş konuşmanın lüzumu yok. Ortada komplo-momplo yok, birileri saçmalıyor bu kadar basit, koskoca devletin işi gücü yok sucuk numuneleri ile yerli şirketlerini batırmaya mı çalışıyor? Madem öyle niye sadece bu iki markada çıktı, olmamış İlşad. Ayrıca herkese tavsiyem APİKOĞLU'nun ismini baştan silmeleridir. Zira bu firma aynı zamanda Türkiye'nin sayılı DOMUZ ÇİFTLİKLERİNDEN bazılarının da sahibi konumundadırlar, kanatlıyla kırmızı eti birbirine karıştırıp "eser miktarda" deyip sıyırmaya çalışan bu adamların etlerine eser miktarda DOMUZ ETİ karışmadığından nasıl emin olabiliriz? Apikoğlu'nun DOMUZ ÇİFTLİĞİ işlettiğini yazıda teşhir edersen iyi olur.

    [Bu Yoruma Yanıt Ver]

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


+ 1 = 7