ksiren yazdı:
Vucudumuzda az miktarda (300-500gr) seker depolayabiliyoruz. Az miktarda dolasimdaki kan sekeri (glukoz) ile karacigerde ve kaslarda glukojen depolari var.
Bilindigi gibi, karbonhidratli besinleri yedigimiz zaman ince bagirsaktan kana glukoz (kan sekeri) olarak karisiyorlar. Cok miktarda glukoz bir anda kana karisinca kan sekeri yukseliyor. Bunu duzenlemek icin insulin salgilaniyor. Insulin oncelikle bu glukozu kas ve karacigerdeki glukojen depolarina yonlendirmeye calisiyor. Eger bu depolar doluysa, bu sefer glukoz karacigerde trigliserid (yag) e sentezlenip dolasima saliniyor. Saglikli insanlarda bu trigliserid yag hucreleri tarafindan emilip depolaniyor. Boylece sismanlamis oluyoruz. Bu tip yaglanma saglikli bir sey. Eger yag hucreleri depolama kabiliyetini yitirirse kandaki seker ve trigliserid fazlasinin gidecegi bir yer yok. Metabolik sendrom ve diyabet baslangici ortaya cikiyor.
Kan sekeri yuksek olanlarin yapabilecekleri bazi seyler var. Bir tanesi egzersiz yapmak. Egzersiz yapinca kaslardaki glukojen depolarini enerji olarak kullaniyoruz ve yukselmis olan kan sekerinin depolanabilecegi bir yer aciliyor. Kas ve karaciger glikojeni kullanildikca bu dokularin insuline hassasiyeti artiyor.
Yazdıklarınız çok doğru ve isabetli. Tebrik ederim…
Gıdalarla aldığımız şeker kanda glukoz halinde bulunur. Kanımızda dolaşan şeker miktarı ancak 1-2 kesme şekerden sağlayacağımız glukoz kadardır. Yani kan şekeri sıfır olan bir kişiye 1-2 tane kesme şeker verirseniz kan şekeri normale gelir. Bu miktarın üzerindeki glukoz karaciğer tarafından glukojene çevrilir ve bir miktar da bu şekilde depolanır. İnsanın glukojen depolama kapasitesi de çok fazla değildir. 300-400 gram kadar kas hücrelerinde 150 gram da karaciğerde glukojen depomuz vardır. Bir gram glukojenin 4 kalori olduğunu düşünürsek vücudumuzdaki toplam glukojen depomuz bize ancak 2000 kalori civarında bir enerji sağlayabilir.Ancak burada enteresan bir durum daha vardır ki o da şudur; kas deposundaki glukojen kan şekeri düştüğü zaman kas deposundan kana geri dönemez ancak kas içinde kullanılabilir, yani aslında kan şekerini dengelemek için yalnızca karaciğer depomuzdaki 150 gram kadar glukojeni kullanabiliriz. Kasın içinde depolanan glukojen egzersiz yaptığımızda tüketilir eğer egzersiz yapılmazsa kas deposu dolu olacağı için yalnızca karaciğerdeki çok küçük glukojen deposu işlev görür. Karaciğerdeki glukojen deposuna sığmayan fazla şeker süratle yağa dönüştürülüp yağ depolarına yollanır. Bütün bu depolama işleri insülinin kontrolü altındadır. Yani yediğimiz ve bağırsaklarımızda sindirilerek glukoza indirgenen karbonhidratlar emilerek kana geçer. Kan şekeri normalin üstüne çıktığında pankreastan insülin salgılanır, insülin kandaki fazla şekeri karaciğere yönlendirir, glukojen depoları boş ise önce şeker glukojen olarak depolanır, eğer glukojen depoları dolu ise fazla şeker trigliserit ve serbest yağ asitlerine dönüştürülür ve yine insülin hormonu sayesinde yağ hücrelerinde depolanır.
İNSÜLİNİN EN ÖNEMLİ GÖREVLERİNDEN BİRİSİ DE YAĞ DEPOLARININ KULLANIMINI ENGELLEMEKTİR. YANİ KANINDA İNSÜLİNİ YÜKSEK OLAN KİŞİ İHTİYACI OLSA DA YAĞ HÜCRELERİNİ KULLANAMAZ. Kas ve yağ hücrelerinde insülin reseptörleri vardır. Yani bir anlamda insüline “anahtar” reseptörlere de “kilit” diyebiliriz. Yani anahtar kilidi açar ve kapı açılınca hücre içine şeker ve yağ girer. Eğer hücre içindeki depo dolu ise reseptör insüline karşı duyarsızlaşır ve kilit(insülin) kapıyı açamayacağı için hücre içine şeker ve yağ giremez. Hücre içine giremeyen şeker ve yağ molekülleri kanda artmaya başlayınca pankreastan daha fazla insülin salgılanır ve bu fazla insülinle yağ hücrelerine bir miktar daha yağ zorla da olsa sokulur ama bir süre sonra hücrelerdeki insülin reseptörleri bu yüksek insüline de direnç gösterip duyarsızlaşmaya başlar. İşte bu duruma “insülin direnci” denir. Yani karaciğer,kas ve yağ depoları ağzına kadar tıka basa dolu olduğu için depolar daha fazla “mal” istemez ve kilitlerini bloke ederek kapılarını sıkı sıkıya kapatır. Çaresiz kalan pankreas kandaki fazla şeker ve yağı depolayacak yer bulamayınca elindeki tek silah olan depolama hormonunu çok yüksek miktarlarda salgılayarak depoların kilidini açmaya zorlar ama bir süre sonra bu nafile çaba da sonuçsuz kalır ve pankreas iflas bayrağını çeker ve hoş geldin “Tip II diyabet hastalığı”……
Peki şeker hastası olmadan önce bu kısır döngü geri çevrilebilir mi? İnsülin direncini azaltmakla işe başlanmalıdır.
1- Kan şekerini hızla yükselten basit şeker ve karbonhidratlardan kaçınılmalıdır.
2- Özellikle kas depolarındaki glukojen düzenli olarak harcanmalı ve depo boş tutulmalıdır (EGZERSİZ)
Karaciğer ve kas depoları boş olduğunda hücrelerdeki insülin reseptörleri hassasiyetini artırır ve insüline duyarlı hale gelir Çok az miktarda insüline bile cevap vererek kapılarını açar ve fazla kan şekerini depolarına alır. Hücrelerin insülin reseptörleri hassaslaştığı için pankreas çok miktarda insülin salgılamak zorunda kalmaz. Vücutta fazla insülin olmadığı için yağ depolanması azalır ve
en önemlisi de kandaki insülin düşük olduğu için vücut depo yağlarını kullanmaya başlar. İnsülin direnci olan insanların bir türlü yağ yakamamasının sebebi budur.
ksiren yazdı:
Metformin egzersizin etkisine benzer bir etki gosteriyor. Mitokondriyayi uyararak enerji kullanimini arttiriyor ve bazi kimyasal mesaj molekulleriyle kan sekerinin depolanmasini tetikliyor. Bu cok iyi ama egzersiz yapan bir insanin ayrica metformin kullanmasi gereksiz.
Gozonunde bulundurulmasi gereken baska bir sey de var; gunde saatlerce agir egzersiz yapmiyorsak yine de yediklerimize dikkat etmemiz lazim. Bu forumda tartisilan egzersizler gunde birkacyuz ilave kalori yakilmasina sebep olabilir. Ama biz ihtiyacimizdan binlerce kalori fazla yersek ne egzersizin, ne de metforminin bir faydasi olmaz. Ozellikle de kan sekeri kontrolu problemi olanlarin karbonhidrat alimini bilincli yapmalari gerekli. Yavas hazmedilen ve az miktarda karbonhidrat alinmali.
Ne kadar güzel açıklamışsınız… Yalnız “metformin” ile ilgili bir noktayı aydınlatmak isterim. Bu ilaç duyarsızlaşan insülin reseptörlerinin hassasiyetini artırır. Yani insülin direnci olan kişilerde kullanılır. Ancak bu ilacı kullanıp asıl altta yatan sebebi göz ardı etmek çok yanlıştır. Çünkü insülin direnci yanlış beslenme ve hareketsizliğin bir sonucudur. Kanda yüksek insülin hali devam ederken metforminle reseptör hassasiyetini artırmak aslında “makyaj” bir tedbir olmaktan öteye geçemez. Yani tıka basa dolu deponun kilidini kırıp içeriye ittirip kaktırarak biraz daha mal sokuşturmaktan bir farkı yoktur. Temel mantık şudur; depoya koyacak fazla mal almamak ve daha önce depolanmış olan malı tüketmek ve depolardaki stokları düzenli olarak harcayarak deponun kilidini insüline karşı hassas halde tutmak ve böylece pankreasın insülin salgısını azaltmaktır.Kandaki insülin düşük olduğu sürece yağlar daha rahat kullanılır ve kilo verme kolaylaşır.
Yüksek insülin damar sertliği ve yaşlanmanın en önemli sebebidir. ksiren yazdı:
Xenical ise mushil hapi gibi birsey. Yaglarin bir miktarinin hazmedilmesini onluyor ve tuvalete kosturuyor. Arada bir belki ama devamli kullanilirsa yagda cozunen vitaminlerin emilimini engelleyebilir. Bagirsaklarin tembellesmesine de sebep olabilir. Bence iyi fikir degil.
Yag yakmak icin EN onemli sey iyi bir diyet.
Diye dusunuyorum.
Bu konuda bana söylenebilecek bir şey bırakmamışsınız. Xenical kullanan insanlar farkında olmadan külotlarına damla damla yağ kaçırırlar, tuvalete gittilerinde farkederler.
