8 Komik Beslenme Efsanesi

young-woman-looking-thoughtfulİnsanlar kendilerine öğretilen ve uzun yıllar boyunca gerçek kabul ettikleri şeylerin bir anda gerçek olmadığını öğrenince ne yazık ki bu durumu kolay kabullenemiyor. Bilim adamları veya sağlık uzmanı da olsalar, değişim herkes için zor olabiliyor. Başka alanlarda bunun çok zararlı olmadığı söylenebilir ama iş sağlık konusuna gelince efsanelerin (popüler ama yanlış olan inanış) devam etmesi çok tehlikeli ve halkı bu konuda aydınlatmak gerekiyor.

İşte yıllardır bir türlü silinmeyen 8 komik beslenme efsanesi

1) Bir kalori bir kaloridir

Kilo vermek için dikkat edilmesi gereken tek şeyin giren ve çıkan kaloriler olduğu efsanesi çok yaygın.

Tabi ki kaloriler önemlidir ama kalorinin kaynağı da aynı derecede önemli.

Bir kalorinin bir kalori olmadığını gösteren 3 örnek:

Fruktoz vs Glikoz: Fruktozun açlık hissi yaratma ihtimali daha fazla, daha az doyurucu, sadece karaciğer tarafından kullanılabiliyor, insulin direncine ve leptin direncine neden olabiliyor.

Protein: Protein yemek metabolizmayı hızlandırır, yani daha çok kalori yakmanızı sağlar ve yağlara ya da karbonhidratlara göre daha doyurucudur.

Orta vs Uzun zincirli yağ asitleri: Orta zincirli yağ asitleri de, uzun zincirli yağ asitlerine kıyasla metabolizmayı hızlandırıyor ve açlığı daha çok azaltıyor.

Sonuç olarak bir kalori = bir kalori değil. Her kalori farklı.

2) Çok fazla protein yemek kötüdür

Bazı insanlar yüksek proteinli bir beslenmenin böbreklerinize zarar vereceğini ve kemik erimesine neden olacağını düşünür.

Çok fazla protein yemenin kısa vadede daha fazla kalsiyum atmanıza neden olduğu doğru.

Ama uzun vadede araştırmalar, protein alımının daha iyi kemik sağlığı ve daha düşük kırık riskiyle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Yani protein kemikleri zayıflatmıyor.

Araştırmalar aynı zamanda yüksek protein alımı ve böbrek hastalığı arasında da bir bağlantı bulamıyor.

Böbrek hastalığı için en önemli risk faktörü şeker hastalığı ve yüksek tansiyon. Yeterli protein yemek her iki duruma da iyi geliyor; yani ileride böbrek hastalığı riskinizi azaltıyor.

Eğer önceden bir hastalığınız yoksa beslenmenizde yüksek proteinden korkmanız için hiçbir neden yok.

3) En sağlıklı beslenme, az yağlı ve dengeli beslenmedir

Az yağlı beslenme uyarıları ABD’de ilk kez 1977 yılında başladı ve o tarih tam da obezite salgınının başladığı tarih.

Bu beslenme tarzının işe yaradığı hiçbir zaman ispatlanamadı. Sadece gözlemlere dayanıyordu. Ulusal Sağlık Enstitüsü bu beslenmeyi araştırmaya karar verdi tarihin en büyük randomize kontrollü araştırması yapıldı.

Bu araştırmada on binlerce kadın ya düşük yağlı diyet uyguladı ya da bildiğimiz klasik batı diyetine devam etti.

Araştırma 7,5 sene sürdü ve sonuçları çok açıktı:

  1. Düşük yağlı beslenme kilo alımını engellemedi. Düşük yağlı grup, 7,5 yıl sonunda sadece 0.4kg daha az kilo almıştı
  2. Düşük yağlı beslenme kalp hastalığını da engellemedi. İki grup arasında hiçbir fark yoktu.

Kısaca düşük yağlı diyet denendi ve işe yaramadı.

4) Tuzu azaltmalısınız

Sodyum vücut için çok önemli bir elektrolit ve hücrelerimizin ona çok ihtiyacı var. O olmazsa ölürüz. Sodyumu tuz yoluyla alıyoruz.

Uzun bir süre boyunca çok tuzlu (yani çok sodyumlu) beslenmenin kan basıncını yani tansiyonu arttırdığını ve böylece kalp krizi riskini yükselttiği düşünülüyordu.

Sodyumun tansiyonu kısa vadede biraz arttırdığı doğru. Ama araştırmalar, sodyumu azaltmanın kalp krizini riskini düşürdüğünü doğrulamıyor.

Randomize kontrollü çalışmalar sodyumu azaltmanın kalp hastalığı veya ölüm üzerinde hiçbir etkisi olmadığını; hatta tam aksine trigliserit ve kolesterol oranını yükselttiğini gösteriyor.

Yüksek tansiyon hastası değilseniz, tuzdan korkmak için hiçbir nedeniniz yok…

5) Doymuş yağlar kolesterolü arttırır ve kalp krizine neden olur

Doymuş yağların kolesterolü arttırdığı ve kalp hastalığına neden olduğu efsanesi ne yazık ki hala yaşıyor.

Bu iddia 60’lar ve 70’lerde yapılan bazı kusurlu gözlemsel araştırmalara dayanıyordu. O günden beri pek çok araştırma bu iddiayı araştırdı ve şunları buldu:

  1. Doymuş yağ tüketimi ve kalp hastalığı arasında hiçbir bağlantı yok.
  2. Doymuş yağ HDL’yi (iyi kolesterol) yükseltiyor ve LDL’yi (kötü kolesterol) zararlı olan küçük ve yoğun halden, zararsız olan büyük hale çeviriyor.

Doymuş yağlar açısından zengin doğal gıdalardan korkmak için hiçbir neden yok. Kırmızı et, hindistan cevizi yağı ve tereyağı tamamen sağlıklı gıdalar.

6) Kahve sağlıksızdır

Kahve de geçmişte kötü bir üne sahip oldu.

Kahvenin içerdiği kafein kısa vadede kan basıncını arttırabilir. Ama uzun süreli gözlemsel araştırmalar kahvenin pek çok hastalık riskini azalttığını gösteriyor.

Kahve:

  • Beyin fonksiyonunu arttırır
  • Daha fazla yağ yakmanızı sağlar
  • Şeker hastalığı riskini azaltır (Bazı araştırmalara göre %67)
  • Alzheimer ve Parkinson hastalığı riskinizi azaltır
  • Karaciğerinizi kanser ve sirozdan korur

Kahve aynı zamanda anti-oksidanlarla doludur. Aslına bakarsanız Batı diyetindeki bir numaralı anti-oksidan kaynağı meyve ve sebzeleri bile geride bırakan kahvedir.

7) Yumurta çok fazla kolesterol içerir ve kalp hastalığına neden olur

Dünyanın en sağlıklı gıdalarından yumurta da ne yazık ki kolesterol düşmanı propagandanın kurbanı oldu.

Ama beslenme yoluyla alınan kolesterol, kandaki kolesterolü illa arttırmıyor ve yumurtanın sağlığa herhangi bir zararı olduğu asla ispatlanamadı.

Aslında, yumurta dünyanın en besleyici ve en sağlıklı gıdalarından biri. Vitamin, mineral ve anti-oksidanlarla dolu.

Araştırmalar, yumurta tüketiminin aslında kandaki yağ profiline iyi geldiğini gösteriyor. Yumurta, HDL’yi arttırırken, LDL’yi de küçük ve zararlı halden, büyük ve zararsız hale getiriyor.

Gözlemsel araştırmalar, yumurta tüketimi ve kalp hastalığı arasında hiçbir bağlantı olmadığını gösteriyor.

Ek olarak, bazı araştırmalar kahvaltıda yumurta yemenin, sizi gün boyunca daha tok tutarak kilo vermenize yardımcı olduğunu gösteriyor.

8) Düşük karbonhidrat diyetleri etkisiz ve tehlikeli

Düşük karbonhidrat diyetleri de bazı kişiler tarafından yüksek oranda doymuş yağ içerdikleri için tehlikeli bulunuyor. Bu yüzden bu kişiler düşük karbonhidratlı diyetlerin kalp hastalığı ve diğer kronik hastalık riskini arttırdığını savunuyor.

Ama 2002’den beri 20 randomize kontrollü çalışma yapıldı ve düşük karbonhidrat diyetleriyle düşük yağlı diyetler kıyaslandı. Hemen hemen bütün araştırmalarda düşük karbonhidrat diyetleri:

  • Çok daha fazla kilo verilmesini sağlıyor
  • Trigliserit miktarını (kalp hastalığı için bir risk faktörü) önemli oranda azaltıyor
  • HDL’yi (iyi kolesterol) arttırıyor
  • Kan şekerini ve insulin seviyesini özellikle de şeker hastalarında düzeltiyor
  • LDL kolesterolü küçük ve yoğun halden büyük ve zararsız hale çeviriyor.
  • Tansiyonu önemli oranda azaltıyor

Düşük karbonhidrat diyetlerini uzun süre uygulamak çok daha kolay ve oldukça güvenliler. Bu tür diyetlerin herhangi bir yan etkisi olduğunu gösteren hiçbir delil yok.

Düşük karbonhidrat diyetleri, birçok organizasyonun hiçbir delil olmamasına rağmen insanları yönelttiği düşük yağlı ve kalorilerin kısıtlandığı diyetlere göre çok daha iyi birer tercih.

Paylaş
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Yorumlar

avatar
5000