Kahvenin Vücudumuza Etkileri

Kahvenin Vücudumuza Etkileri

Kahve, aslında hak etmediği hâlde, zararlı kategorisine sokulmuş bir içecek olma özelliğini devam ettiriyor. Kahve her nedendir sigarayla kardeşmiş gibi sürekli kahve adının geçtiği yerde hemen bahsedilir oldu (Oysa kahvenin faydaları saymakla bitmiyor. Kahvenin faydalarını özet bir şekilde okumak için bağlantıya tıklayın)

Tabii durum böyle olunca sigaranın tamamıyla hak ettiği tüm düşünceler direkt kahveye de yansımış oldu. Kahvenin kesinkes zararlı olduğu söylencesi kadar kahvenin tamamen zararsız hatta faydalı bir içecek olarak sunulmasına da karşı olan bilim dünyasına görüşü şu: Kahve hâlâ hak ettiği şekilde değerlendirilmiyor.

Ben bu yazı dizisinde sizlere kahvenin zararlı ve zararsız birçok yönüyle insan vücudundaki tüm sistemlere olan etkilerinden bazılarını yazacağım.

Kahveyi özellikle yoğun iş mesaisine sahip kişilerin tükettiği bir dönemdeyiz. Tabii benim gibi uzun saatler ders çalışmak zorunda kalan öğrencileri de unutmayalım. Geç saatlere kadar ders çalışırken ya da kitap vb. materyalleri okurken mutlaka yanımızdan ayırmadığımız bir içecek var ki o da tabii ki kahve…

Bu durum öyle bir noktaya geldi ki, ders kitabı deyince ya da dersten bahsedilince hemen arkadaşlarımın aklına kahve geliyordu. Ders ve kahve tüketimi bu gibi arkadaşların kafasında birbirinden ayrılmayan ikili oluvermişti. Ben de acaba bu arkadaşlarımız yanlış mı yapıyor yoksa biz mi diyerek bu konuya da el attım.

Dünyada petrolden sonra en çok ticaretinin yapıldığı ürün olarak bulunan kahve ile ilgili bilimsel çalışmalar yetersiz durumda. Zamanla bu konudaki ciddi bilimsel çalışmaların sayısının artması, kahveyi daha iyi tanımamız açısından çok önemli.

Kahveden o kadar çok yalan yanlış bir şekilde bahsedildi ki bir an acaba kahve bize küsmüş olabilir mi diye düşünmedim değil; düşünsenize, biri sizin hakkınızda bu kadar yalan bilgi üretecek ve hâlâ sizin bir faydanız olacak o grup için!

Benim burada bahsettiğim yazıların tamamıyla bilimsel olduğundan bahsedeyim; çünkü bilimsel olması güvenirlik açısından oldukça önemlidir. Bu yazımda kahvenin vücut sistemlerimiz üzerine etkisini ayrı ayrı başlıklar altında alacağım ve her başlığın altında konunun birkaç cümleden oluşan bir sonsözü olacaktır.

Şimdiden tatlı kahve yudumlarının eşlik ettiği güzel okumalar diliyorum…

Kahve Nedir

Kahve meyveleri.

Önce kahvenin geçmişine bir göz atalım. Ilıman ülkelerde çaydan sonra en çok tüketilen alkolsüz içki olan kahve bir tropikal bölge ürünüdür. Kuzeydoğu Afrika kökenli olan ve bu çevrede yabani olarak da yetişen kahve ağacı, yalnız meyvelerinden yararlanılan 5 ila 7 metre boyunda bir ağaçtır.

(Kahvenin tarihsel gelişimiyle ilgili şu yazımızı okumanızı tavsiye ederiz: Gönül Hem Kahve İster Hem Kahvehane)

Kahve ağacının pek çok türü vardır; ama başlıca iki türü tarım bitkisi olarak yetiştirilir: arabika (Coffea arabica) ve robusta (Coffea canephora) . İlkinin üretim alanı Güney ve Orta Amerika ve bir ölçüde Afrika’dır (Kenya ve Kamerun). İkinci tür daha fazla yağmur ve daha yüksek sıcaklık ister ve hem Asya’da hem de Afrika’da yetiştirilir.

Yalnızca bu iki tür, yani arabika ve rabusta dünya kahve üretiminin %90′ını karşılar. Kafeini daha çok ve pazarı daha geniş olan rabusta, gittikçe artan bir taleple karşılaştığı halde, arabika (yüzde 0,8 – 1,6 kafein) hâlâ en çok tüketilen kahvedir. Diğer kahve türlerinin (C. liberica, C. abeokutae , C.exelsa) tüketimdeki yeri çok mütevazıdır.

Şarap gibi

Kahve ağacı ve meyveleri.

Kahve ağacının ilk bulunduğu yer olan Habeşistan’ın Kaffa yöresinin Arapça karşılığı “qahwah” dır. Araplar bugün bilinen kahveyi henüz tanımıyorken kelime keyif veren içki, şarap anlamında kullanmaktaydı. Bugünkü anlamını 14. yüzyılda kazanmaya başlamıştır.

Bu kelime Türkçede “kahve”ye dönüşmüş, buradan da Avrupa’da café, caffe, koffie, coffee, koffie, Kaffee şekline gelmiştir.

Kahvenin tanınması ve dünyaya yayılması

Afrika’da uzun zamandan beri bilinen ve önceden yiyecek olarak kullanılan kahve, 14. yy’ın ilk yarısından bu yana, içecek halinde tüketilir oldu. 16. yy’ın başlarında, Doğu Akdeniz Bölgesi’nde ve İran’da yaygınlaştı.

Yüzyıllar boyunca Arabistan Yarımadası kahve üretim tekelini elinde tutacaktır. 16. yy’da, Yemen yine başlıca üreticidir. Müslüman âleminde “kahvehaneler” bu devirde çoğalmıştır.

Kahve tüketiminin artmasını ve tanınmasını sağlayan değişik nedenler de vardı: Yemenli sufiler dinsel ayin sırasında uyanık kalmak için kahve içiyorlardı.

17. yy’da, Avrupalılar, Doğu yolculukları sırasında bu içkiyle tanıştılar. Önce seçkin aydınların içkisi olan kahve, zamanla salonlara ve saraylara girdi. Araplarda olduğu gibi kahve içilmesi, Avrupa’da da kahvehanelerin açılmasına yol açtı: belki, 1645′te Venedik’te, sonra 1686′da Paris’te kahvehaneler açıldı.

Avrupa’da ahve ağacı bulunmuyordu, ta ki 1616′da, Amsterdam Botanik Bahçesi’ne, önemli gözlem konusu olarak bir kahve ağacı getirilene kadar. 17. yy’ın sonlarına doğru Hollandalılar, kahve ağacını ilk defa Asya’daki topraklarına götürüp diktiler.

Hollanda Doğu Hindistan Kumpanyası kahve üretimini Caca’da ve Seylan’da geliştirdi, sonra Hollanda Guyaması’nda (bugunkü Srinam ) başlattı. Ama kahvenin geleceği Asya’da belirlenmedi: Avrupalıların giderek daha çok tükettikleri tropikal ürünleri ucuza üretmek isteyen Hollandalılar, Fransızlar ve İngilizler, Karayipler’de küçük kahve tarımı işletmeleri kurdular ve böylece, zenci köle ticaretini de teşvik ettiler.

1723’de , Guyana’dan getirilen fidanlarla Brezilya’da kahve yetiştirilmeye başlandı. Aynı yıl İngilizler kahveyi Jamaika’ya, İspanyollar Filipinler’e soktular. Paris Botanik Bahçesi, Amsterdam’dan bir kahve fidanı edindi; Fransızlar bunu çoğalttıktan sonra kahve tarımını Antiller’e soktular.

Bir süre sonra Küba, komşu Santa Domingo’dan kahve tohumu edinerek üretime başladı ve 17. yy’da Brezilya, Guyana ve Jamaika’nın önüne geçerek Amerika’nın birinci üreticisi oldu. Kahvenin üretiminde ve pazarlanmasında yeni bir evrenin açılması için, Latin Amerika ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanmasını beklemek gerekecekti.

Kahve ve sinir sistemi.

Kahvenin Sinir Sistemi Üzerine Etkileri

NationalGeoprahic dergisinde 2005 yılında yayınlanan bir yazıda kafeinin en güçlü psikoaktif ilaç olduğunu söylenmişti ve görünüşe bakılırsa gerçekten de öyle.

Şimdi insan mutlaka çevreye uyum sağlamak zorundadır; bunu da kafein yardımıyla daha başarılı bir şekilde yapabiliyor. İnsanoğlunu daha doğal, daha sağlıklı ortamlarda düşününce sorun çok olmuyor ama modern hayatla insanın doğasını büyük ölçüde tahrip ettiğimiz dikkate alındığında, artık huzurlu bir iç ritimden bahsetmenin ne kadar zor olduğunu görüyoruz.

Modern hayatın keşmekeşinde insanın sağlıklı iç ritmini korumaya yardımcı maddeler arasında kafein de var, kafein deyince de, kafein içeren tek gıda olmasa da akla hemen kahve geliyor.

Kafeinin olumsuz etkilerine örnek olarak uyku kaçırmasını gösterebiliriz. Aslında kafein uykuyu kaçırmaz sadece geciktirir ve süresini kısaltır. Bu tabii ki kişiye bağlı olarak değişen bir durum ve bu durum uzun süreli kafein veya kahve alan kişilerde daha az görülüyor.

Yani uykuyu kaçırma denilen olgu daha çok kahve içmeye yeni başlayanlarda görülüyor. Sebebi olarak da tolerans gelişmesi olabilir. Bununla ilgili 2002 yılında yapılan çalışmada, gece alınan 3mg/kg dozda alınan kafein hem uykuyu kısalttığı hem de uykuya geçme süresini uzattığı görülmüştür.

Uyku sorunu olanlar tabii ki kahveyi daha dikkatli kullanmalı ama kahve içmemeli anlamına gelmiyor. Sadece gündüz içerlerse pek bir sorun olmayacaktır kahve onlar için; çünkü kafeinin yarılanma süresi 2,5 ila 4,5 saattir.

Yapılan diğer çalışmalarda görülmüştür ki; kafein hem kişiyi uyarmakta hem de dışarıdan gelen bilgiyi daha iyi alabilmesine yardımcı olmaktadır.

Algıda da oldukça önemlidir. Kahve tüketiminin Alzheimer gibi bunamalarda da etkisi görülmüştür. Hollanda’da yapılan ve 10 yıl süreyle 670 erkeğin incelemeye alındığı çalışmanın sonucunda, kahve tüketimi fazla olanlarda bunama daha geç ortaya çıktığı görülmüş.

Çok daha önemlisi herhalde şimdi yazacağım çalışmadır: Yeni doğan 1900 bebeğin yarısına kafein verilmiş ve yarısına da plasebo etkisi olan ürün verilmiş. Deneyin sonucunda kafein alan bebeklerde ölüm oranı, işitme kaybı, körlük gibi olaylar çok ciddi seviyede düşmüştür.

Fransa’da yapılan bir çalışmanın sonucunda da kafeinin etkisinin yaşa bağlı olarak değiştiği; yaş arttıkça etkisinin daha belirgin olduğu kanıtlanmış.

Parkinson hastalığı son 20 -30 yılda en üst seviyelere ulaşmış durumda ve şu an 4 milyonun üzerindeki kişiyi etkilediği biliniyor, ki bence bu rakam çok daha yüksek.

Parkinsonlular üzerinde de kafeinin etkisi incelenmiş ve sonuçlar oldukça olumlu. Japon kökenli Amerikalılar üzerinde 30 yıl boyunca yürütülen çalışmada günde 4 veya daha fazla fincan kahve içen kişilerde Parkinson 5 kat daha az görüldüğü saptanmış.

İsveç’in başkentinde yapılan diğer bir çalışmada 14 yıl boyunca denekler izlenmiş ve yeterli miktarda kahve içen kişilerde felç oluşma düzeyi azalmış.

Bu kadarla da bitmiyor. Finlandiya’da 26.556 kişi üzerinde yapılan deneyde günde 2 bardak veya daha fazla çay (kafein içerir) içen kişilerde %21 oranında enfarktüs azalmış durumdaymış.

Kısaca

Kafeinin sinirsel gelişim üzerine faydalı olduğu apaçık ortadadır. Ancak belli hastalık grubunda bu kadar kafeinin verilmesi mantıklı değildir.

Ayrıca şunu da belirtmeliyim ki kafein zehirlenmesi gibi durumun ortaya çıkması için çok fazla miktarda kahve içilmeli ki bu oran kişinin bir günde bu kadar kahve içmesi gibi bir durum olamaz çünkü zehirlenmesi için yaklaşık 100 kutu soğuk kahve içmesi gibi çok ciddi miktarda kafein gereklidir. Bunu bulma imkanı imkansız gibi.

Yani kafein toksisitesi teorikte var ama pratikte pek de yoktur.

Bir fincan Türk kahvesi.

Kahvenin Sindirim Sitemi Üzerine Etkileri

Sindirim sürecini ayrıntılı bir şekilde anlatamayacağım ama kahvenin başına gelen durumla diğer besinlerin başına gelen durumun aynı olduğunu bilin sadece.

Kahvenin sindirimi ve özellikle de kafeinin kana geçmesi ile birlikte yavaş yavaş etkisini göstermeye başlar ve kahve (daha doğrusu kafein) giderek etkisini artırır. Dolayısıyla kahve ile sindirim sistemi arasındaki ilişkiyi yakından incelemek gerek diye düşünüyorum.

Kahve ve dişlerimiz

Kahve dişleri sarartır.

Dişlerimiz sindirim sisteminin başında yer alır. Dişlerimiz ile kahve arasında iki tür ilişki vardır. Birincisi, kahvenin dişleri sararttığı gerçeği, ancak çok önemli bir sorun değil çünkü beyazlatma yolları ile dişlerin beyazlığı korunabilir. İkincisi ve daha ilginci ise kahve tüketiminin dişleri çürümeye karşı koruduğu iddiası.

Amerikan Kimya Derneği’nin yaptığı kesin açıklamaya göre kahve tüketen kimselerin ağzındaki çürük diş sayısı daha az. Bunun sebebi de belli: Streptococcus mutans adlı bakterinin dişe yapışmasını önler ve dişlerin çürümesine engel olur.

Ancak bu kafeinin etkisi deney ortamında gösterilmiş olup insan üzerindeki etkisi tam olarak tanımlanmış değildir.

Kahve ve demir ilişkisi

Demir eksikliği Türk toplumunda sık görülen bir sıkıntı olmaya başlamıştır; acaba kahve bu durumu nasıl etkiliyor?

Tabii ki kahve de aynı çay gibi demirin emilimini engeller ve bu yüzden de demir eksikliği çeken kişilere kahve tüketmemeleri konusunda uyarılar verilir. Günde 150-250 ml kahve içen kişilerde bağırsaklardan demirin emilimi %24-73 oranında azalıyor.

Buna göre, demir eksikliği söz konusuysa bir süreliğine kahve içmeye ara verirseniz bu sizin için daha faydalı olacaktır.

Reflü

Acaba bundan yıllar önce reflünün insan sağlığını çok ciddi seviyelerde tehdit edici düzeylere gelebileceği söylenseydi kaçımız inanırdık?

Reflünün ne olduğunu kısaca anlatayım. Yemek yediğimiz zaman lokma mideye doğru yola çıkar ve midenin girişine geldiğinde midenin girişinde bulunan sfinkter adı verilen dar geçit genişler, besinler buradan geçmeye başlar ve lokma mideye tamamen geçtikten sonra bu sfinkter tekrar eski konumuna gelir yani kapanır.

Ancak reflü durumunda bu geçit kapanmaz ya da bir kısmı açık kalır ve mide içeriği tekrardan ters bir harekete başlayarak yemek borusuna doğru geçer ve bu da yemek borusunda çok ciddi tahrişlere neden olur. Bazı hastalarda buna ek olarak öksürük ve yanma da eşlik eder.

Bu hastalık tüm toplumun yaklaşık %10unu etkiliyor ve bu oran çok ciddi bir şekilde yükseliyor. Reflüyü artırması nedeniyle sürekli suçlanan kahve gerçekten suçlu mu?

Evet, doğrudur; çünkü sfinkteri gevşetiyor ve dolayısıyla reflü oluşumunu tetikliyor. Ancak ayrıntılı baktığımızda kafeinsiz kahvenin de buna neden olduğu görülüyor. Demek ki reflüyü artıran kafein değil.

Sonuç olarak eğer kahve içiyorsanız ve reflü şikayetiniz var ayrıca bu daha da artıyorsa bir süreliğine kahve tüketmeyi kesin. Ancak şunu da bilin ki bu durum asla reflüyü ortadan kaldırmaz, sadece yakınmayı azaltır.

Kahve ve bağırsaklar

Kahve içen kişilerde görülen en tipik davranış belki de bağırsak hareketlerinin artmış olmasıdır. İlk başta bu etkinin safra kesesiyle bağlantılı olduğu söylendi ancak zamanla etkinin bundan kaynaklanmadığı görüldü.

Kahvenin, bağırsağın kanserojenik maddelerle temas süresini kısalttığı için kolon kanserine yakalanma riskini azaltıcı etkisi var. Ayrıca kahve çok güçlü bir antioksidandır ve bu da diğer tüm antioksidanlar gibi kanser oluşumunu azaltıcı etkisi var demektir.

Kısaca

Kahve ile sindirim sistemimiz, gördüğünüz gibi pek dost sayılmaz. Mide ve yemek borumuzun da kahve ile arası pek iyi değil ama bağırsak ve karaciğerlerimiz için oldukça faydalı bir ürün olarak karşımıza çıkıyor kahve.

Kahvenin yararları.

Kahvenin Endokrin Sitemi Üzerine Etkileri

Endokrin sistemin vücudumuzda çok önemli fonksiyonları bulunuyor ve kahve bu fonksiyonları etkiliyor. Endokrin salgı yapan organlara endokrin organlar adı verilir ki vücudumuzdaki tüm hücreler artık endokrin organı olarak kabul ediliyor. Bunda yağ, kemik dokusu da dâhil olmak üzere birçok önemli organ ön plana çıkıyor.

Şeker Hastalığı ve Kahve

Diyabet adı verilen şeker hastalığı tehlikeli sonuçlara neden olabilen bir hastalıktır. İki tip diyabet bulunuyor ki bunlardan Tip 1 de insülin yetersizliği görülüyor ve sebebi de insülinin az olması veya olmamasıdır. Tip 2 diyabette ise yeterli insülin bulunuyor ama vücutta insülin direnci olduğu için insülin vücuda etki edemiyor ve bu tip diyabet daha çok yaşça büyük olanlarda görülüyor.

Finlandiya’da yapılan bir çalışmada kahve içmenin Tip 2 diyabeti önlemesi ve başka çalışmaların da bu çalışmayı desteklemesi kahve-diyabet ilişkisine dikkat çekmiştir.

Araştırmaya göre kahve Tip 2 diyabeti engelleyebilmektedir ve bu durum kadın-erkek ayrıca şişman olup olmamaya göre değişmiyor. Günde 5 veya daha fazla fincan kahve içenlerde bu diyabeti önleme etkisi çok belirgin görülebiliyor.

Peki bu etkiyi kahve mi yapıyor yoksa kafein mi? Bu sorunun cevabı da belli. Kafeinsiz kahve denilen decafein kahveler de aynı etkiyi göstermiştir. Durum böyle olunca diyabeti önlemeye yardımcı maddenin kafein olmadığı anlaşılıyor.

Peki nasıl önlüyor?

İki yolla yapıldığı düşünülüyor. Birincisi antioksidan olması ve vücudu koruması. Diğeri ise kahvenin güçlü bir klorojenik etkisinin olmasıdır yani kan şekerini azaltıcı etkisinin olmasıdır. Klorojenik asit bağırsaklardan gıdayla alınan şekerin emilimini de azaltıyor ve bu da önemli bir unsur.

Tip 2 den sürekli bahsettik peki Tip 1 de durum nasıl şimdi ona geçelim: Tip 1 de kahvenin olumsuz olduğu görüldü. Kahveyi çok içen kişilerde, genelde gençlerde görülüyor. Yani kahveyi çok içerseniz Tip 1 diyabete yakalanma oranınız artıyor.

Hamilelikte de sıkıntı olabilmektedir; çünkü kafein bebeğe geçebiliyor. Ancak bebekte diyabet oluştuğunu gösteren kesin bir kanıt yoktur. Ama hamilelik döneminde fazla kahve tüketimi önerilmiyor.

Ürik asit üzerine etkileri

Gut hastalarındaki en büyük sorun olan yüksek miktardaki ürik asitin oluşmasını kahve etkiliyor ama olumlu şekilde. (Konuyla ilgili detaylı yazımız: Gut Hastalığında Beslenme)

2007 yılında yapılan çalışmada 15.000 kişi üzerindeki veriler incelendi ve günde 4 veya daha fazla fincan içen kişilerde ürik asit oluşum miktarının az olduğu gösterildi. İlginç olanı, kafeinsiz kahvenin de aynı etkiyi göstermesidir.

Kısaca

Kahve Tip 2 için faydalı görülüyor; çünkü tespitler o yönde. Ama Tip 1i artırdığı söyleniyor. Gut hastaları kahve içebilir ama sınırı zorlamadan tabii ki. Tiroide olan etkisinden bahsetmedim ama guatr hastaları da içebilir ancak bir nokta önemlidir ki o da guatr hastalarının kendi ilaçlarını aldığı süre boyunca kesinlikle kahve içmemeleri gerekir.

Bir de şu görülüyor; kahvenin endokrin sistem üzerindeki çoğu etkisi kafeine bağlı olmadan ortaya çıkıyor.

Kave çekirdekleri.

Kahvenin Kemikler Üzerine Etkileri

Çok sert bir doku olan kemiklerimizin en öne çıkan özelliği çok zor yenilenebilir olmasıdır. Durum böyle olunca özel bir önemi hak ediyorlar. Kemiğe asıl sağlamlığı veren herkesin de bildiği gibi kalsiyumdur.

Kalsiyumun %99 gibi dev kısmı direkt kemiklerde bulunur. Kemiklerin sağlamlığı ile ilişkisi bulunan diğer bir madde de D vitamini. D vitamini özellikle raşitizm ve kemik erimesi olarak bilinen osteomalazide eksikliği çok daha fazla hissediliyor. (Konuyla ilgili çok detaylı rehber yazımız için bakınız: D Vitamini)

Kalsiyum ihtiyacını giderebilmek için kalsiyumu barındıran besinlere ulaşmak yetmiyor bunların emilebilmesi ve bağırsaklardan kana ve oradan da kemik dokuya taşınması gerekiyor. Kalsiyum emilimini engelleyen maddeler alındıkça bu oranda kalsiyumdan faydalanılamayacaktır. Kafein de bu maddeler arasında bulunuyor.

Ancak yapılan bilimsel çalışmalarda erkeklerde kahve içilmesinin kemik yoğunluğunda değişikliğe neden olmadığı gösterilmiştir. Bunun anlamı kahve içen erkeklerde kemik erimesini artırmadığıdır.

Ancak günlük kafein miktarı 300 mg’ın üzerinde olan kadınlarda kalsiyum eksikliği çok rahat bir şekilde görülebilmektedir.

Kafein veya kahve alınmasının en ciddi sonucu olarak kalça kırıklarının kadınlarda artması olmuştur.

Norveç’te yapılan bir çalışmada günde 9 veya daha fazla fincan kahve içe kadınlarda kalça kırıklarının çok ciddi seviyelerde arttığının görülmesidir. Ancak unutulmaması gereken nokta, kemik erimesine neden olan çok sayıda etkenin olduğu ve bunlardan sadece birinin kahve tüketiminin olduğudur.

Bunu engelleyebilmek için yeterli ve dengeli beslenilmesi gerek, yeterli miktarda günlük D vitamini ihtiyacını gidermeli ayrıca kahve tüketimini biraz kısıtlamalıdır.

Ayrıca bilinmesi gereken bir nokta daha var: Günlük yeterli miktarda kalsiyum ve D vitamini alan kişilerde kahvenin pek de olumsuz bir etkisi görülmüyor.

Sonuç olarak erkeklerin pek de korkusu olmamalıdır diyebiliriz. Kahve tüketiminin ancak menopoz sonrası kadınlarda ciddi seviyede kemik erimesine sebep olduğu gösterilmiştir.

Kısaca

Kahve, kalsiyumun bağırsaklardan emilimini kısıtlayabilmektedir fakat bu etki özellikle de menopoz sonrası kadınlarda görülüyor. Erkeklerde böyle bir riskten bahsetmek söz konusu değil; en azından şimdilik. Menopoz sonrasında alınan günlük kahve tüketimi 3 fincanı kesinlikle geçmemelidir.

Kahvenin Solunum Sitemi Üzerine Etkileri

Kahvenin solunum sistemine etki ettiği 1913 yılından beri biliniyor ancak nedendir o bilinmez fazla bir çalışma yapılmamıştır bu konuda. Çalışmaların daha çok hayvan kaynaklı olduğu ön plana çıkıyor ancak ben insan kaynaklı olanlardan özellikle bahsedeceğim.

Aslında çalışmaların az olması biraz şaşırtıcı; çünkü solunum yolu hastalıklarında yaygın bir şekilde kullanılan ilaçların çoğunda kafein veya kardeşi olan teofilin kullanılıyor.

Hayvan deneylerinde kafein verildiği zaman solunumun arttığı görülüyor. Ancak bu etki sadece ilk doz verildiğinde görülüyor diğer dozlarda bu etki bilinmeyen bir nedenle ortadan kalkıyor. Bunun yanı sıra kafeinin solunum yolarını gevşetici etkisi de var. Akciğerdeki damarları gevşetir ve kan akımını artırır; böylece solunumu kolaylaştırıyor.

Astım için bakıldığında oldukça başarılı olunabilecek gibi görünüyor kafein. Kafeinin bu genişletme etkisinin teofiline göre daha az olduğu görülüyor, ancak yüzden çalışmalar yeterli değil.

Kafein solunum merkezini uyararak apne oluşumunu da engelleyebilir; bu yüzden kahvenin içilmesi öneriliyor ancak hamileyken kullanılmaması isteniyor. Zaten hamilelik süreci bitince kahve tüketiminin gerekli olduğu söyleniyor.

Ayrıca şunu da belirtmeliyim: Eğer solunum fonksiyonları testi yaptıracaksanız en azından 4 saat öncesinde kahve içmemeniz gerekir aksi halde çıkan test sonucu doğrudan etkilenmiş olacaktır.

Kısaca

Kahvenin solunum yolarına etkisi pek bilinmese de bazı durumlarda faydalı olduğu özellikle de hayvan deneylerinde gösterilmiştir.

Fincanda kahve.

Kahvenin Boşaltım Sitemi Üzerine Etkileri

Vücudumuza giren zararlı ürünlerin temizlendiği en önemli organlar karaciğerdir ancak zehirsizleştikten sonra bunu dışarı atan en önemli organ da böbreklerimizdir. Sadece zararlı olanlar değil bazı iyon ve maddelerin de denge içinde olmasını yine böbreklerimiz sağlıyor. Böbreklerimiz anlayacağınız bir filtre görevi yapıyor ve bu filtreleme insan yaşamının sürdürülebilmesinde hayati bir ihtiyaç.

Neredeyse tüm maddelerde olduğu gibi kahvede de içildiğinde kendini idrarda gösterme durumu vardır ancak burada görülme miktarı daha çok kafein miktarına bağlıdır.

Genellikle günde 300 mg kadar kafein altında etkisi görülmez; ancak bu miktar 600 mg ve üzerine çıktığında idrarda kafein görülmeye başlanır. İlginç bir çalışma var ondan bahsetmek istiyorum: Egzersiz esnasında kahve ya da kafein alımı idrar miktarını artırıyor.

Bu alanda yapılan diğer bir çalışma da idrar kaçırma durumu olanların kahve tüketmesi bu durumu daha da kötüye götürüyor.

Kafein idrar yollarının önündeki sfinkteri gevşetici etkisi var ve idrarın bilinçsiz bir şekilde dışarı çıkmasına neden oluyor. Bu çalışma Norveç’te yapılmış ve bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Böbrek taşları ve kahve

Böbrek taşlarının oluşmasında birçok neden bulunuyor ve sonunda kristalleşmiş yapılar görülmeye başlıyor. Bazen belirti vermeden bu taşlar küçük parçalar halinde idrara kaçar veya çok büyük bir sancı eşliğinde kendini belli edebilir.

Böbrek taşlarımızın çoğunu oksalat adı verilen yapılar oluşturur. Günlük aldığımız oksalatın da çoğunu kahve ve çaydan alıyoruz. Bu nedenle oksalat taşı olanlara kahve pek önerilmez ancak; yapılan bir çalışma bu ön yargıyı sorgulatmaktadır: Kahve içen kişilerde böbrek taşı oluşumu ilginç bir şekilde azalmıştır.

Bunun sebebi şudur: Kahve içmek fazla su içmiş etkisi yapar ve fazla idrar oluşumunu sağladığı için taş oluşumu azalacaktır.

Böbrek yetmezliği ve kahve

Böbreğin filtreleme görevini belirli bir düzeyden aşağı yapması ya da hiç yapamaması durumu böbrek yetmezliği olarak adlandırılır. Yeterli filtrasyon yapamayan bir böbrek kandaki zehirli maddelerin artmasına neden olur ve eritropoetin gibi kansızlığı önleyen hormonlar salınamaz, kan temizlenemez.

Böbrek yetmezliğinin sonucu genelde ölümdür bunun için böbrek nakillerine çok büyük önem verilmiştir. Günde 2-3 fincan kahve tüketimi böbreklerde zarar etkisi oluşturmuyor.

Böbrek yetmezliği olanlar için söylenecek bir diğer durum: Kahveyi asla sütle birlikte içmemeleri olacaktır. Kahve içen ve hemodiyaliz yaptıran hastalarda buluna bir başka olgu ise kemik dansitesinin içmeyenlere göre daha az olduğu. Bu nedenle bu hastalık grubuna kahve içilmesi önerilmez.

Kısaca

Kahve ile böbrek arasındaki ilişki kötü değil yani çok da sorunlu değil; ancak hemodiyaliz hastaları için bu ilişki sorunsuz değil. Bu yüzden hemodiyaliz grubu hastalarına kahve içilmemesi konusunda uyarılar yapılıyor. Kahvenin böbrek taşı oluşumunu azaltacak çok bir etkisi yok ama en azından artırıcı etkisinin olmadığı kanıtlanmıştır.

Kahve ve Çocuklar

Kahve uzun bir süredir yetişkin içeceği olarak biliniyor olmasına rağmen günümüzde artık yetişkin içeceğinden çok genç içeceği olarak biliniyor. Kahve içme oranı gençlerde son yıllarda %70 artmış durumda. Şimdilik sorun yoksa da kahveyle ilgili soru işaretleri tamamıyla giderilmediğinden uzun vadede ciddi bir sorun olacaktır belki de.

Çünkü günümüzde kafein alımı sadece kahveden değil, başka yeni içeceklerden de yapılıyor. Özellikle de enerji içeceklerinin satışının 2005’dan günümüze %60 artmış durumda ve bunlardaki kafein miktarı yaklaşık 50-500 mg arasında değişmektedir.

Yapılan araştırmalar sonucunda gençlerin aldığı kafein düzeyinde şimdilik sorun olmadığı gösteriliyor ancak araştırmalara konu edinen oranların gerçek oranlardan daha az olduğu söyleniyor. Fazla alınması bazı çocuklarda çeşitli sıkıntılara neden olabiliyor.

Neden çocuklar için ayrı bir başlık açtığıma gelince, çocuklar ve gençler her zaman diğer yetişkin kişilerden farklıdır. Gerek bedensel beyinsel gerekse psikolojik olarak. Kahve çocuklarda özellikle obeziteye ve diş sorunlarına neden olabiliyor, diyabet riski ortaya çıkarabiliyor.

Genel olarak çocuklar üzerinde kafein araştırmaları çok az ancak genel kanı kafeinin yetişkinlere göre çocuklarda daha az etkili olduğu. Yazımın önceki bölümünde de dediğim gibi, yeni doğanlarda solunum sıkıntısını önlüyor ancak bunların uzun süreli kullanımının nelere yol açtığını bilmiyoruz.

Gençlerde kafeinin fazlaca kullanılmasının nedeni, fiziksel performansı geçici olarak artırmasıdır ki buna özellikle maraton öncesi kafein tableti alımı örnek gösterilebilir.

Kanada’da 11-18 yaş arası 16.000 genç ve çocuk üzerinde yapılan çalışmada deneklerin yaklaşık %27’si sporsal çalışma öncesinde sadece bu amaçla kafein aldığını söylemiştir. Ayrıca bu çalışmada %13’ü de koçları tarafından kahve içilmeye teşvik edildiğini söylemişlerdir.

Ayrıca bu yaş grubundaki çocukların normal uyumaları gereken sürenin daha altında bir uyku geçirdikleri gösterilmiş. Özellikle gençlerde ayakta kalma süresini artıran kahve, uykusuzluk sonucunda halsiz bırakıyor ve bu yüzden kullanıcılar tekrardan kahve alıyorlar ancak sonrası yine uykusuzluk… Bu şekilde bir kullanım kısır döngü oluşturuyor.

Her ne kadar böyle bir etkisi olsa da osteoporoza neden olması yönünden kahve pek de önerilmiyor çocuklar ve gelişim çağında olanlar için. Ayrıca enerji içeceklerinde kafeinin olması ve enerji içeceği talebinde patlamalar yaşanması yetmezmiş gibi kafein katılmış alkollerin de alınması kafein tüketimini önemli derecede artırmış durumda.

Bunun nedeni daha zor sarhoş olunacağını düşünmeleridir. Belki öyle olsa da FDA kafein eklenmiş alkollü içecekleri kesinlikle yasaklamıştır ve tüketilmemesi için çeşitli çalışmalar da yapmaktadır.

Kısaca

Çocuklarda kahve tüketiminin her ne kadar da zararlı olmadığı görülmüş olsa da enerji içecekleri ve alkolle birlikte alınmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Çocukluk döneminde kahveden daha faydalı ve yaşa uygun içecekler olduğu sürece kahvenin içilmesi çok da mantıklı değildir. Çocukların da tüketmesine karşın genel olarak çocukluk dönemi için, hele fazla tüketim söz konusuysa uygun bir ürün değildir kahve.

Çocuklarınıza içireceğiniz içecekler konusunda şu iki yazıımızı da mutlaka okumanızı öneririm:
Meyve Sularının Zararları
Kutu Sütün Zararları

Paylaş
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Yorumlar

avatar
5000