Osmanlı’da hekimlik, halk sağlığı ve yaşam süresi

Geleneksel beslenmeyi öven ve elden ele yayılan bir cehalet beyanını eleştirmek için yazmaya başlamıştım, yazım şirazesinden çıkarak Osmanlı devrindeki halk sağlığı üzerine eleştirel bir özellik kazandı. Bu sebeple apayrı bir yazı ortaya çıkmış oldu ve ben de bunu ayrıca yayımlamayı uygun gördüm. Bu yazımı, Osmanlı’yı ve ona ait her şeyi kutsayanlara armağan ediyorum. Sağlıklı yaşam istiyorsanız asılsız söylentilere ve duygusal propogandalara itibar etmeyin. Osmanlı, bizim geçmişimizdir ancak geçmişimizden ders aldığımız kadar geleceğimiz güzel olur. Güzeli yaşatmak, kötüyü yok etmek hedefinde olmalıyız. Şimdi, Osmanlı’da halk sağlığı üzerine düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Osmanlı padişahlarının yaş ortalaması

Konuyu kaleme alırken, Osmanlı padişahlarının yaş ortalamasıyla ilgili de bir çalışma yapmak istedim. Cinayete kurban gittikleri olsa da, 36 adet Osmanlı padişahının yaş ortalaması sadece 51. Bu değer, Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin sitesindeki verilerle kolayca ortaya çıkabiliyor. Padişahların yaşam süreleri ve ölüm sebepleriyle ilgili detaylı bilgiyi Ekinci’nin sayfasındaki “Osmanlı Padişahlarının Vefat Sebepleri” başlıklı yazısından öğrenebilirsiniz: http://www.ekrembugraekinci.com/makale.asp?id=454

Bu listeye göre 37 yaşındaki III. Mehmed, 58 yaşındaki I. Mahmud, 57 yaşındaki III. Mustafa ve 65 yaşındaki Vahideddin’in kalp krizinden öldüğü anlaşılıyor. Listede diyabete bağlı ölümler de yok değil. Bu verilere göre, Osmanlı döneminde Saray’ın pek de sağlıklı olduğunu iddia edemeyeceğiz. Üstelik, IV. Murat gibi diyabetten ölen padişahların bir kısmı düzenli egzersiz de yapıyordu. Ancak tıp tarihi profesörü Ayten Altıntaş’a göre Kanuni’den sonra padişahlar çok beslenip az hareket ettiği için ölümlerinin temel sebebi bu oluyordu.

Osmanlı tıbbı “Az ye!” diye emrediyordu

Osmanlı tıbbı, gerek tıbbi gerekse de dinî kaynaklara dayanarak hastalara ve hasta olmak istemeyenlere az yemeyi öneriyordu. Bu, bugün de geçerliliğini koruyan bir önermedir. Acıkmadan yemek, az yemek ve tıka basa doymadan sofradan kalkmak. Toplumsal belleğimize yerleşen bu öneri bugün de varlığını sürdürmektedir. Profesör Altıntaş, Osmanlı’da beslenmeyi incelemiş ve çalışmasını “Osmanlı Hekimlerinin Sağlık Kuralları” adıyla kitaplaştırmış. Bende hocanın kitabı ne yazık ki yok, ancak hocanın yaptığı, haber sitelerine düşen açıklamaları okudum. Bakınız: http://www.ensonhaber.com/osmanlida-diyet-ve-saglik-2013-04-14.html

Eğer kitabı da bu açıklamalar gibiyse kendisine katılmam mümkün değil. Altıntaş’ın haberlerdeki ifadeleri Osmanlı tababetini ve beslenme geleneklerini kutsuyor ve sanki yapılan her şey iyiymiş, güzelmiş gibi yansıtılıyor. Buna karşın modern hayatın getirdiği pek çok teknik gelişme doğrudan kötüleniyor. Her iki yaklaşım da gerçekçi değildir. İnsanoğlunun ihtiyacı olan şey geçmişi kutsamak, günü körce kötülemek ve uygulaması zor reçeteleri uygulama uğrunda yaşamın gerçeklerinden uzaklaşmak değildir. Bizler, teknolojiyi ıslah etmeli, zararlarını yok ederek ondan faydalanmanın yollarını bulmalıyız. Her neyse, bunlar farklı konular…

Osmanlı halkı için durum nasıldı?

2006 yılında Nüfusbilim Dergisi’nde “Osmanlı’da Modern Anlamda Yapılan İlk Nüfus Sayımına Göre Divriği’nin Demografik Yapısı” çalışması yayınlanan Hasan Yüksel’in çalışması bana yeterince fikir verdi. Her şeyden önce, 17. Yüzyıla kadar Osmanlı’da askerî gerekçelerle tımar sistemi aracılığıyla nüfus sayımı yapılıyor, ancak bunun ölüm oranları hakkında ne kadar fikir verdiği tartışmalı. Bir diğer nokta, zaten Osmanlı’da 1882’ye kadar kadınların nüfustan bile sayılmadığını görüyoruz. Osmanlı’nın nüfus defterlerini detaylıca inceleyen Yüksel’in çalışmasının 5. sayfasında “Anadolu’da 50 yaşına kadar yaşamak büyük bir mucizeymiş” ifadesini görüyorum. İfade, içerdiği “mucize” kelimesi dolayısıyla tam olarak bilimsel değilse de, bir gerçeği çarpıcı bir şekilde ifade etmesi açısından oldukça önemli. İşte, yere göğe sığdıramadığınız Osmanlı’nın can damarı, seferden sefere koşturulan Anadolu nüfusunun yaşam şartları! Elbette, ölümlerin sebebi “beslenme” bile olamıyordu. Çünkü, beslenmeye bağlı sorunların çoğu, hele ölüme götürmek için, uzunca bir süre ister. Ancak Anadolu insanı Osmanlı devrinde toplu ölümlere sebep olan veba, çiçek, verem gibi hastalıklardan bile korunamıyordu. Prof. Dr. Altıntaş hoca gibilerin yere göğe sığdıramadığı Osmanlı’nın hekimleri yüzyıllar boyunca Anadolu’ya doğru düzgün adım bile attırılmamışlardır. Attırılsalardı da öyle aman aman faydalar beklenebilir miydi, bu da ayrı bir soru işaretidir. Çalışmanın ifadesine göre, Osmanlı’da yaş ortalamasını tespit etmek için mevcut veri ve kayıtlar yetersizdir.

Osmanlı’yı gerçekçi değerlendirebilmek

Elbette, benim Osmanlı’yı kötülediğimi, Osmanlı’yı sevmediğimi düşünen cahiller de çıkacaktır. Ben Osmanlı’yı tarafsız görmeye çalışan bir vatandaşım. Onlara verilecek daha fazla bir cevabım yok. Ancak aile olarak Selçuklular’a büyük yararları dokunan, ardından Osmanlı devrinde bölgesel güç olarak Cumhuriyet’e kadar padişahtan bizzat teveccüh görüp hizmet eden, son olarak da Cumhuriyet döneminde topraklarını, ekonomik ve siyasal gücünü kaybetme pahasına devlete destek olan, her devirde tam devletçi bir aileden geldiğimi söylemeliyim. Devlet uğruna ailemizin verdiği, benim sadece son dönemdekileri bildiğim “şehitleri” hiç saymıyorum bile. Bununla birlikte, Osmanlı’yı asılsızca yeren veya öven tutumlar, desteksiz ifadeler benim midemi bulandırmaktadır. Bugün bu yazıları sağlıklı bir biçimde okuyabiliyorsanız bunu muhtemelen Atatürk’ün temelini attığı büyük halk sağlığı yatırımlarına borçlusunuz. Osmanlı’nın ise iyilik ve güzelliklerini yaşatacak, kötülüklerini tarihin tozlu sayfalarına gömeceğiz.

osmanlida-halk-sagligi

Osmanlı’nın hekimleri mi? Son olarak dedemin babasının apandisit zehirlenmesi geçirdiğini anlamayarak bize son “tedaviyi” yapmışlardır. İstanbul Eminönü’nde kaporasını ödediği 300 dükkanlık arsanın tapusunu almak üzere yola çıkan gön tüccarı büyük dedemin beklenmedik ölümü, aile tarihini de temelinden değiştirmiş oldu. Ancak şahsi bir kinim söz konusu olamaz. Eğer olsaydı, ailenin tüm avantajlarını yok eden Cumhuriyet’ten nefret etmem gerekirdi. Ben, dünden haberi olmayan eblehlerin Osmanlı’yı her türlü mantıklı, bilimsel ve sağlıklı bakış açısından uzak olarak A’dan Z’ye övmesine bilimsel bakış açım dolayısıyla katlanamıyorum. Osmanlı tıbbının iyi ve kötü yönleri vardı ancak temel olarak halka yeterli hizmeti vermekten daima uzak olmuştu. Bu durum, dünyanın genelindeki tıbbi ve teknolojik yetersizliğin doğal bir sonucu olduğu kadar, Osmanlı yönetiminin Anadolu’yu daima ihmal etmiş olmasından, kendi hâline bırakmasından da kaynaklanıyordu.

Paylaş
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

4
Yorumlar

avatar
5000
2 Yorumlar
2 Yorum cevapları
0 Aboneler
 
En çok oy alan yorum
En aktif yorum
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
ismail
Ziyaretçi
ismail

Yazının başlığı Osmanlı’da hekimlik, halk sağlığı ve yaşam süresi ama içeriği yazarın kişisel kinini kusmaktan öteye gitmemiş. Sayın çok kültürlü yazar enfeksiyon çağında antibiyotik olmadan hastalıklarla nasıl mücadele edilmesini bekliyor acaba o zamanlar dünyadaki ortalama yaşam süresiyle osmanlı yı karşılaştırmış da mı “Anadolu’da 50 yaşına kadar yaşamak büyük bir mucizeymiş” cümlesini kendi fikrini doğrulamak için alıntılıyor ”cahil” bir hekim olarak gerçekten merak ediyorum. Altıntaş ın geçmişi övmek adına zaman zaman saçmaladığı (kahveyi şekersiz içmeyin gibi) olsa da o zamanki toplumun şimdikinden çok daha düzgün beslendiği, son bir kaç yüzyılda beslenmenin bozulmasına paralel olarak dejeneratif hastalıkların tavan yaptığı da inkar edilemez.… Devamını Oku »

ahmet vatansever
Ziyaretçi
ahmet vatansever

şimdi spora yeni yeni yatırım yapılmaya başlandı ama oda sadece istanbul üzerinden. anadoluda pek fazla yatırım yok. oldum olası millet olarak böyle şeylere hiç önem verilmedi. bu bizim çok büyük bir eksiğimiz.