Hayat Sarılmayla Değişir

Hayat Sarılmayla Değişir

İnsan beyni de tıpkı hayatımız gibi renkli olmayı ve değişimi yaşamayı çok sever; hayatında değişikliğin oluşması için adeta can atar. İnsanca diye tanımladığımız davranışları yerine getirirken de değişir beynimiz, tıpkı sarılınca olduğu gibi. Sarılınca neler değişmez ki: duygular, düşünceler, yaşamımız, hayat felsefemiz, sağlığımız…Sizce de büyük bir değişim değil midir sarılmak?

Çoğumuzda olduğu gibi genelde ilk olarak annemize sarılırız değil mi? Bu esnada sayısız duygular yaşadığımız muhakkak. Ait olma, güvende olma ve daha birçok duygu… Bu duyguları, hayatı öğrendiğimiz kişi vasıtasıyla öğrenmek kadar doğal bir başka durum olamazdı herhalde.

Sarılmayı seven bir milletiz aslında; hayatımız boyunca en mutlu olduğumuz andan en mutsuz olduğumuz ana kadar her durumda kendimize yakın hissettiğimiz arkadaşlarımıza, ailemize, sevgilimize veya eşimize sarılırız. Neden sarılırız ki diye düşünenler vardır içimizde. Öyleyse yanıtı verelim: Sarılarak çoğu duyguyu kontrol altına alıp daha sağlıklı bir şekilde yaşayabiliyoruz. Aynı şekilde sağlık açısından da çok sayıda faydası bulunuyor sarılmanın. Hiç merak ettiniz mi, neden sarılmayı severiz?

Sarılmaktan çekinmeyin

Kötü hissettiğimiz zamanlarda, ellerimizin bizi seven avuçlara alınması ne kadar rahatlatır bilirsiniz. Ancak bu tip dokunma davranışlarını geliştirememiş pek çok insan da var. Bunun için kucaklaşma üzerine terapi uygulamaları bile var.

İnsanlar sosyal canlılar olmasına rağmen, bugünkü sosyal yaşantımızda fiziksel temastan utanır olduk. Birbirinin omzuna elini koyan ya da birbirlerine sarılan kimselerdeki değişimin sadece çok küçük bir bölümünü gün yüzüne çıkaran bilim, sarılmanın ne kadar önemli olduğu hakkında ipuçları bulmuş durumda.

Kimi kültürlerde insanlar birbirlerine daha yakınken, bazıları yanağa konan bir öpücük yerine el sıkışmayı tercih ediyor. Gerçi en sıcakkanlı toplumlardan biri olduğumuzu düşünen bizler de selamlaşma şekli olan öpüşmeyi gerçekleştirirken genelde havayı öpmüyor muyuz?

Strese karşı sarılmanın gücü

Halbuki yapılan pek çok araştırmaya göre, sarılmanın stres seviyesini düşürdüğü ve ruh halini iyileştirme konusunda oldukça başarılı olduğu ispatlandı. North Carolina Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, stres altındayken salgılanan kortizol hormonunun en az 20 saniye süren bir sarılmadan sonra deneklerde (özellikle de kadınlarda) düştüğü keşfedildi.

Aynı araştırmanın sonuçlarına göre sarılmak, oksitosin adlı bağ kurma ve sarılma hormonu olarak da bilinen hormonu üretmemizi sağlıyor; böylece insandaki sevgi ve önemseme duygularını harekete geçiriyor.

Sarılmak hayatı güzelleştirir.

Kan basıncı düşüyor

Yapılan birkaç çalışmaya göre sarılmak aynı zamanda kan basıncını da düşürüyor. Hatta kan testleri yapılırken bebeklere sarılırsanız bebeklerin kalp atışları yavaşlayabiliyor ve bebekler daha az ağlıyor. Yani sarılmak, kalp krizi dahil pek çok hastalıkla bağlantılı olan kan basıncı için de oldukça pozitif bir durum sergiliyor. Sağlığımızı da koruyan bir davranış şeklidir aslında sarılmak.

Psikolog Virginia Satir’e göre, “Yaşamaya devam etmek için günde 4 kucaklaşmaya ve büyüyüp gelişebilmek için 12 kucaklaşmaya ihtiyacımız var.”

Fiziksel temas hastaları daha çabuk iyileştiriyor

Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, bilim insanlarını da şaşırtan önemli sonuçlar ortaya koymuştur. Ameliyat edilmek üzere bekleyen aynı dertten mustarip iki grup hasta üzerinde yapılan bir çalışma…

Doktorlar ameliyat öncesi ve sonrasında ilk grup hastanın odasına gelerek onlara selam vermiş, durumlarının nasıl olduklarını sormuşlar; diğer gruba uyguladıkları farklı tek şey, aynı işi ellerini hastaların omuzlarına koyarak yapmak olmuştur. Araştırmanın sonunda, doktorların omuzlarına dokunarak hal ve hatırlarını sorduğu ikinci grup hastanın diğer ilk gruba göre daha çabuk iyileştiği ve birinci gruptan 3 gün önce taburcu edildikleri görülmüş.

Sarılma bebeklerin gelişimini de etkiliyor

Dokunmanın ve tensel temasın insanlar üzerinde oluşturduğu pozitif enerjiye bir başka örnek de şudur: Amerika’da bir aile, evlilik dışı çocuk sahibi olan kızlarını öldürmek isterlerse de, korkularından cesaret edemezler. Kızlarını Christmas adındaki bebeğiyle birlikte evlerinin altındaki karanlık mahzene kilitlerler. Yaptıkları tek iş, arada bir kapı aralığından kuru ekmek atmak olur. Aradan beş yıl geçer. Mahzenden sesler geldiğini duyan bir kişi durumu polise bildirir. Gerçek ortaya çıktığında sadece tıp dünyası değil, Amerikan toplumu da ayağa kalkar. Anneyi dinleyen doktorlar, anne ve kızı yaşatan tek şeyin, sürekli birbirlerine sarılmaları, sevip okşamaları olduğu sonucuna varırlar.

Doktorlar, süt verilirken sırtı sıvazlanan bebeklerin normalden daha hızlı gelişme seyri izlediklerini ve beklenenden daha kısa sürede taburcu edildiklerini tespit etmiş.

Sarılmayınca ölen bebekler

Milyonlarca insanın ölmesine neden olan İkinci Dünya Savaşı çok sayıda çocuğu da sahipsiz ve yetim bırakmıştır. Alman yetimlerin bırakıldığı bir kreşte çocuklara sağlıklı beslenme ve bakım imkânları sunulduğu halde, yetkililer kreşteki çocuk ölümlerinin önüne geçemezler. Geriye sadece bir çocuk kalır. Bu çocuğun diğerleriyle aynı kaderi paylaşmaması ve hayata sımsıkı bağlanma gücü dikkat çeker. Araştırma sonunda, kreşte gece nöbetine kalan bir kadının bu çocuğu sıklıkla kucağına aldığı, onunla oynadığı ve onu sürekli sevdiği tespit edilir.

Günde bir elma yemenin ne kadar sağlıklı olduğu tüm dünyada konuşulurken aynı şeyin günde bir kucaklaşma için de geçerli olduğunu unutmamalıyız. Daha parlak, neşeli bir güne ve güçlü bir kalbe ulaşmak için kollarınızı açmaya hazır mısınız?

Sadece dokunmanın iyileştirici gücünü hissetmeye çalış ve olabildiğince sarıl.

Hayat sarılmayla değişir…

Sarılın ve size sarılınmasına izin verin...

Paylaş
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Yorumlar

avatar
5000