Bir Günde Selanik Gezisi

Dört günlük Yunanistan seyahatimiz boyunca Selanik’i merkez aldık ve konaklamamızı burada yaptık. Selanik’e gitmeye karar verinceye kadar, buranın Yunanistan’ın ikinci büyük kenti olduğunu bilmiyorduk açıkçası. İskeçe, Kavala gibi küçük bir şehir sanıyorduk. Selanik’e bir tam gün ayırmamıza rağmen yetmedi, şehrin tadını çıkaramadık. Sizlere tavsiyem kesinlikle en az iki ama mümkünse üç tam gün ayırıp şehri daha detaylı gezmeniz.




Selanik’te müze gezecek olanlara önerim sabahın erken saatlerinde yola çıkmaları çünkü ne yazık ki müzeler genelde 14:30-15:00 gibi kapanıyor. Bizim ilk durağımız şehrin en büyük müzesi olan, 1963 yılında açılan Selanik Arkeoloji Müzesi oldu. Bu müzede “Makedonya” diye anılan Kuzey Yunanistan’ın her yeriyle ilgili eserler bulunuyor. Müzenin yerleşimini eserleri odalara kronolojik sıraya göre yerleştirerek yapmışlar. Dışarıdaki bölümde de daha geniş mozaiklerin sergilendiğini görebilirsiniz.


Arkeoloji Müzesi’nden çıktıktan sonra müzenin çok yakınındaki Bizans Kültürü Müzesi‘ne gittik. 1995 yılında açılan bu müzede daha çok Bizans dönemindeki şehir hayatı anlatılıyor. 15 ve 19.yy tarihleri arasındaki eserlerin bulunduğu müzede ikonalar, mücevherler, mezar taşları gibi parçalar bulunuyor. Her Bizans müzesinde olduğu gibi burada da İstanbul’a yani Konstantinapol’e geniş bir alan ayrılmış ve onlar için çok önemli bir yer olan Aya Sofya anlatılmış.


Selanik-İzmir Benzerliği

Bizans Müzesi çıkışında, 1430 yılında Osmanlılar tarafından yapılan ve günümüzde şehirle özdeşleşmiş olan Beyaz Kule‘ye doğru yürüyoruz. Yürürken Selanik televizyon ve telekomünikasyon kulesi, Selanik Belediye Binası ve Selanik Tiyatro Binası da farklı mimarisiyle dikkatimizi çekiyor. Sahile inip kulenin yanına geldiğimizde Selanik’in İzmir’in Kordon bölgesine ne kadar benzediği dikkatimizi çekiyor. Kulenin içine girmek için son yarım saatimiz olduğundan, hızlıca geziyoruz. Önce en yukarıya çıkıp kuşbakışı Selanik manzarasına bakıyoruz, sonra da katları geziyoruz. Kulenin içindeki her katta 3-4 küçük oda var ve bu odalara son dönemde kazılardan çıkan tarihî eserler konarak sergi yapılmış.

Kule’yi gezip kordonda yemeğimizi yedikten sonra Selanik’in kiliselerini görmek üzere yola çıktık. İlk durağımız Yunanistan’ın en büyük kilisesi olan Agios Dimirtrios oldu. 3.yy’dan kalan bu kilise 1917 yılında çıkan yangında yanınca aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiş. Kilisenin dış yapısında, Avrupa kiliselerinden farklı, klasik Yunan kilisesi olarak kırmızı renk hâkim ve Yunanistan’ın en büyük kilisesi olduğunu göz önünde bulundurarak söylüyorum ki Milano, Paris, Barcelona vb şehirlerin katedrallerinin hatta sıradan kiliselerinin yarısı kadar bile değil! İçindeki mozaikler ise harika ve çok iyi bir şekilde korunmuş.




Yunanistan’ın Ayasofya’sı

“Küçük” Agia Sofia (Ayasofya) kilisesini de görmeden dönmek istemedik 🙂 8. yy’ın ortalarında inşa edilen bu kilise 1585 yılında Osmanlılar tarafından camiye dönüştürülmüş, fakat 1912’de şehir Yunanlılara geçince tekrar kilise hâlini almış. Burada da 9. ve 10. yy’dan kalma mozaik ve freskler göze çarpıyor. İstanbul’daki Ayasofya’ya göre çok çok küçük olan bu kilise dış görünüşüyle Ayasofya’nın minyatürüne benziyor. Biz gittiğimizde düğün vardı ve böylece bir Yunan düğünü de görmüş olduk 🙂


 

Atatürk Evi’ne 20 Kişiden Fazlasının Girmesi Yasak

Selanik’teki son durağımız Atatürk Evi oldu. Atatürk’ün 1881 yılında Selanik’te doğduğu, çocukluk ve gençlik günlerinin bir kısmını geçirdiği tarihî ev günümüzde Atatürk Evi adıyla müze olarak düzenlenip ziyarete açılmış. Atatürk Evi, Aya Dimitrio mahallesinde, Türk Konsolosluğu’nun hemen yanında bulunuyor. Ev, bodrumu ile birlikte üç katlı ve bir avlu içerisindedir. Balkan harbinden sonra, Selanik Yunanlıların elinde kalınca, o güne kadar Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın oturduğu ev de Lozan Antlaşması hükümlerince Yunan Hükümeti’ne intikal etmiştir. Yunan Hükümeti de evi Yunanlı bir aileye satmıştır. Selanik Belediyesi, daha sonra evi Yunanlı sahibinden satın alarak Atatürk’e hediye edilmesini de kararlaştırmış, ev ancak 19 Şubat 1937 de boşaltılmış ve anahtarları Selanik Konsolosluğu’na teslim edilmiştir.

Atatürk Evi Selanik’teki Türk Konsolosluğu’nun bakımına verilince evin zemin katında sonradan açılan dükkânlar kaldırılarak ev eski şekline getirilmiş. Yunan sahibi döneminde sarıya boyanan ev yine pembe renkle, boyanmış, çatısı aktarılarak onarılmıştır. 1950 yılında daha geniş çapta büyük onarım gören Atatürk Evi’ni, Atatürk Müzesi olarak düzenlenerek 10 Kasım 1953 günü törenle ziyarete açılmıştır. Müze ancak yirmişer kişilik gruplar hâlinde gezilebiliyor. Bir grup çıktıktan sonra diğer grup içeri girebiliyor. Müze çok özenilerek düzenlenmiş, gayet temiz ve bakımlı. Atatürk’ün Evi her ne kadar en çok Türkler tarafından ziyaret edilse de, müze görevlisi yabancı turistlerin de sık sık müzeyi ziyarete geldiğini belirtiyor.

 

 


Selanik Trafiği İstanbul’u Aratıyor!

Şehirle ilgili son olarak şunları belirtmek istiyorum; şehirde inanılmaz bir trafik sorunu var ve günün hangi saatinde olursa olsun hep aynı derecede! İstanbul’dan giden biri olarak, İstanbul trafik açısından Selanik’in yanında çok çok daha iyi bir durumda diyebilirim. Park sorunu ise daha beter bir durumda! Bisiklet yoluna park edenler mi istersiniz, dört şeritli gidiş geliş yolun üç şeridinin park edilmiş arabayla dolu olmasını mı veya kaldırıma park eden mi?! Arabayla gittiyseniz önce bizim gibi park bileti alıp park alanına park etmeye çalışıp ama daha sonra düzeni (!) anlayınca siz de her yere bırakabilirsiniz 🙂 Son olarak Selanik’in çok canlı bir gece hayatı olduğunu söylemeden yazıyı kapatmak haksızlık olur. Gençler sabah saat 4’e 5’e kadar eğlenceye devam ediyor. Selanik’i gerçekten çok beğendik, kesinlikle tavsiye ediyorum. Ne ararsanız arayın hepsi orada var 😉 Herkese iyi geziler, iyi eğlenceler diliyorum…

Paylaş
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Yorumlar

avatar
5000